1 Haziran 2026 Pazartesi

TÜRKİYE'DE MAĞDURİYET SİYASETİ HER ZAMAN KAHRAMAN YARATABİLİR Mİ? ÖZGÜR ÖZEL NEDEN TAYYİP ERDOĞAN OLAMAZ?

 

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı’nda delegelerin oy hakkında müdahale gerekçesiyle mahkeme tarafından Mutlak Butlan kararı verilmiş ve mevcut Genel Başkan Özgür Özel bu kararı tanımayacağını belirtmişti. Siyasi teorilere göre Özel ve arkadaşları mağdur olmuştu ve yeni bir siyasi yapılanma kurabilirdi. Bu teoriler nezdinde Özel’in mağduriyeti, geçmiş yıllarda Recep Tayyip Erdoğan’ın mağduriyetiyle paralel addedilmiş ve yeni bir siyasi başarı hikayesinin doğacağı iddia edilmiştir. Bu durumun bazı farklar bakımından bu yönde olamayacağı maddeler halinde bu çalışmada incelenmiştir.

Siyasi Liderlik ve İdeolojik Katalizör Farkı: Recep Tayyip Erdoğan, Refah Partisi İl Başkanlığı döneminden itibaren siyasetin gündemini oluşturmaya başlamıştı. Etkileyici hitabı, ilginç vurgulamaları ve akıcı diksiyonu karizmatik lider profilini pekiştirmişti. Fazilet Partisi’nin kapatılmasından sonra Erdoğan, Yenilikçi Grup içerisinde ‘Eşitler Arsında Birinci’ konumundaydı. Abdullah Gül, Bülent Arınç, merkez sağ partilerde olgunlaşan Cemil Çiçek gibi figürlerde de liderlik potansiyeli bulunmaktaydı. Yani bir anlamda Yenilikçi Muhafazakar Demokratlar bir kadro hareketi olarak gelişiyordu. Bu yenilikçi hareketin ise Milli Görüş’ten itibaren kendilerine ait bir ideolojileri vardı. Dindarlığın demokrasi ve kendisine özgü devletçi prensiplerle sentezlendiği ideoloji Osmanlı kimliğine de sıkça atıfta bulunuyordu. Değişken nüanslarına rağmen taban ve özellikle gençler için teşvik edici bir ideoloji sunuluyordu. Özgür Özel ise siyasi tecrübesine rağmen karizmatik bir duruş sergileyememişti. Kadro hareketi olmaktan uzak Özel grubunun ise sunabildikleri bir ideoloji yoktu.

Konjonktürel Durum Farklılığı: AK Partinin iktidara geliş yılına kadar Türk siyaseti genel olarak koalisyonlar dönemini yaşamıştır. Aslında bir uzlaşının siyasi karşılığı olması gereken koalisyonlar Türkiye’de istikrarsızlık doğurmuş ve bu istikrarsızlıklar demokrasi dışı müdahale pratiklerini getirmiştir. Güçlü ve tek sesli bir yapının kendisine göre dezavantajlarıda bulunmakla birlikte milletin temsili ve siyaset dışı güçlerin kademeli engellenmesi gibi olumu faktörler halk tarafından benimsenmişti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de kendi içerisinde partilerin görüşmelerini ve kimi durumlarda ittifakını gerektirmektedir. Ancak bu ittifak uzlaşıyı beslemektedir. Siyasi istikrardan vaz geçilme olasılığı seçmen nezdinde bir handikap olarak kabul edilmiştir.

Devletin Algılanış Biçimindeki Farklılık: Recep Tayyip Erdoğan kadrosu ve şahsi karizmasına rağmen dönemsel olarak devleti temsil eden güçlerle açıktan çatışmamıştır. Bu haliyle bir anlamda ‘Dikleşmeden Dik Durma’ misyonunu temsil etmiştir. Türkiye üniter bir devlettir ve merkezi idare birçok Avrupa ülkesine göre çok daha güçlüdür. Merkezin etkisi ve yetkisi yerel birimler üzerinde oldukça etkindir. Bir anlamda Ankara’ya hakim olan uzun yıllar devleti temsil eden güvenlik bürokrasisine hakim olarak ülkeyi yönetmektedir. Bu yöndeki bir siyasi yapıda açıktan devletle çatışmaya girerek başarı kazanmak mümkün değildir. Özgür Özel’in her daim mahkeme kararını tanımıyoruz çıkışı ve Cumhurbaşkanı’nı hedef göstermesi gerçekçi bir tavır değildir. Elbette siyasiler haklarını arayacak bununda dışında siyasi girişimlerde bulunacaklardır. Ancak Türkiye’de parti-devlet kaynaşması kendisine özgü bir modeli var etmiştir. Bu şekilde tesis edilmiş siyasi bir yapıda uzun vadeli ve on yıl ve ötesini kapsayan iktidar planları oluşturmak daha rasyonel bir seçenek olarak kabul edilebilir.

Rejim Değişikliği Farklılığı: Parlamenter sistem koalisyon oluşturulmasını beraberinde getirse de iktidar olabilmek için koalisyon tek geçerli şart değildir. Meclis çatısı altında Güvenoyu alınabilecek sayıda milletvekiline sahip olunması partilerin iktidarı için yeterlidir. Nitekim 2002 seçimlerinde Ak Parti yüzde 34’lük bir oy oranıyla tek başına iktidar olabilmiştir. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde Cumhurbaşkanı olarak seçilmek ve sistemin en güçlü figürü olarak ülkeyi yönetebilmek için en az yüzde 50 artı 1’lik oy oranına ulaşabilmek gereklidir. Böylesine büyük bir başarıyı yakalayabilmek güçlü liderlik, geniş  halk kitlelerinin ittifakı ve söylem istikrarıyla mümkündür.

Seçmen ve Sermaye Farklığı: Erdoğan ve arkadaşları Müslüman diğer ülkelerden çok farklı bir başarı yakalamışlardı. Zaten bu durum islamcı siyasete eleştirel tavrı olan Fransız Siyaset Bilimci Oliver Roy gibi akademisyenler tarafından da hayretle ortaya koyulmuştur. Erdoğan ve arkadaşları Mısır, Tunus ve Cezayir’den farklı olarak sosyo-ekonomik düzeyi ortalamanın altında olan vatandaşlarla buluşabilmeyi başarmıştır. Bir anlamda Anadolu Sermayesi olarak tanımlanan ve bazı kesimlerce Yeşil Sermaye olarakta belirtilen İslami Burjuvazi ve halk tabanı arasında etkileşim, iletişim ve siyaset köprüsü olabilmişledir. Oysa Özgür Özel ve arkadaşlarının geniş halk tabanında karşılıkları bulunmamaktadır. Özel ve ekibini destekleyen bir sermaye grubu da oluşmamıştır. Hem halkın hem de iş dünyasının desteğini alamayan siyasiler başarılı bir yürüyüş gerçekleştiremezler.

 

Bütün bunların dışında savunma sanayi, silahlı kuvvetler ve istihbarat yapısı iç içe geçmiştir. Güvenliğin sert gücünü oluşturan bu bileşenler aynı zamanda Türk Dış Politikasına yön vermektedirler. Buna göre Türkiye’de yönetsel bir değişim bir değişimin ötesinde güvenlik paradigmalarında da bir kırılmayı beraberinde getirecektir.

Milli İstihbarat Teşkilatı eski Müsteşarı Sönmez Köksal’ın 29 Eylül 2025’te verdiği röportajda belirttiği gibi Türkiye’de yönetsel bir değişimin bölgesel ve küresel etkileri olacaktır. Oysa önümüzdeki süreçte özellikle coğrafyamız bu değişime açık değildir.

 

13 Haziran 2023 Salı

TÜRKİYE SEÇİM SÜRECİ İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ MÜDAHALESİ VE ALGI TEORİLERİ

Algı teorileri yalnızca bireyleri etkilemek ve kişisel kaygıları yükseltmek için kullanılmaz. Çoğu zaman Türkiye’de aşamalı sosyal mühendisliğin ciddi bir aracıdır. 2023 Türkiye seçim sürecinde pek çok algı teorisi dolaşıma sokulmuştur. 


Cumhurbaşkanı Kaybedeceği Seçime Girmez: Bu teoriye göre mevcut Cumhurbaşkanı düşen bir trende sahipti. Buna göre bir seçim yaptırması uygun olmazdı ve seçimler askıya alınacaktı. 


Cumhurbaşkanı Başka Bir Adayı Öne Sürecek: Bu teori bir önceki teoriden beslenmekteydi. Buna göre popüler bir bakan seçilecek aday olarak gösterilecek ve kazanması durumunda yine eski Cumhurbaşkanı yönetimi perde arkasından idare edecekti. 


Cumhurbaşkanı Oğlu Ya Da Damadını Aday Gösterecek: Türkiye’nin demokratik durumunu oldukça kırılgan gösterebilmek için Türkiye, Azerbaycan ya da Orta Asya ülkeleriyle kıyaslanmaktaydı. Bu ülkelerde devlet başkanları uzun süre görevde bulunur ve aile bireylerini üst yönetimle taltif ederdi. Türkiye’nin aynı doğrultuda sunulması “dikta” endeksini öne çıkarmaya yönelikti. 


Cumhurbaşkanı Seçimleri Askıya Alacak-Sert Biçimde- : Bu teori Cumhurbaşkanı’nın başarısız olması ve bu doğrultuda görevi devretmemesini öngörmekteydi. Bunun için de Brezilya’nın popülist lideri Bolsanaro gibi seçim gecesi askerlere çağrıda bulunarak yönetimi devretmemeyi deneyecekti. 


Cumhurbaşkanı Seçimleri Askıya Alacak-Yumuşak Biçimde-: Bu teori Cumhurbaşkanı’nın başarısız olması ancak bu defa yumuşak yöntemlerle iktidarını sürdürmesini içermekteydi. Buna göre Cumhurbaşkanı parti taraftarlarına ve kitlesine çağrıda bulunarak meydan hareketleriyle seçimlerin askıya alınmasını gerçekleştirecekti. 


Gelinen gün itibariyle Türkiye’de demokratik seçimler gerçekleştirildi ve nihayete erdi. Algı teorileri ise asılsız olarak kalarak incelenmesi gereken vakalara dönüştü. Bu algı teorileri ile kısmi algı formatı gerçekleştirilmişti:


  • Seçmenin siyasi tercih iradesi sürüncemede bırakılmıştır
  • Seçmenin demokratik algısı gölgelenmek istenmiştir
  • Hayali senaryolar “hareketliliğe” kapı aralayacak aparat olarak sunulmuştur
  • Türkiye, lobi ve derecelendirme kuruluşları nezdinde sıkıştırılmak istenmiştir
  • Sosyal medya istihbaratının denemeleri yüksek seviyede gerçekleştirilmiştir. 

Türkiye seçimlerine istihbarat örgütlerinin müdahil oldukları bu teoriler ve sonuçları bakımından sabittir. Algı teorilerinin başarısızlıklarında “kesinlik” söz konusu değildir. Bu sebeple her algı teorisi kısmi başarılarıda göstermiştir. Algı teorileriyle mücadelede yasakçı sert yöntemler yerine algı deşifreleri ve karşı algı teorilerinin kurgulanmaları önemli görülmektedir. 

24 Ağustos 2022 Çarşamba

TÜRKİYE’DE İSTİHBARAT ŞİRKETLERİ KURULMASININ GEREKLİLİĞİ - II (ÖRNEK BİR ŞİRKET PROFİLİ OLUŞTURMAK)

Türkiye’de istihbarat birimi uzun yıllar boyunca her kurum ve kamuoyundan uzak kendi içerisine fevkalade dönük ve güncellemeleri yakalayamayan bir profil sergilemiştir. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın 2007’den itibaren bilgilendirme konferansı, kitapçığı, sanal müzesi ve tanıtım filmi hazırlaması global gelişmelere uygun gizliliğini koruyan ancak bilgilendirmeyi esas alan yeni bir kurumsal kültürü oluşturmuştur. Dönüşümün yaşandığı bir alanın mevcudiyeti gelişmiş güvenlik komplekslerine sahip ülkelerin yeni yapılarının Türkiye içerisinde ve Türkiye’ye özgü kurgulanarak uygulanacak gelişmelerin yapılandırılmasını kolaylaştıracaktır. Bu yapılardan en önemlisi ise istihbarat şirketlerinin kurulmasıdır. Türkiye’de son yıllarda üniversite ve düşünce merkezlerinde düzenlenen istihbarat eğitimlerinin varlığı artık istihbarat çalışmalarıyla ilgili sivil ve özel sahanın zihni hazırlığını sağlamıştır ve Türkiye’de özel istihbarat şirketlerinin kurulmasının vakti gelmiştir. Bir şirket kurmak için Milli İstihbarat Teşkilatından izin almaya gerek yoktur çünkü şirketlerin muhatabı Ticaret Bakanlığıdır. 

Bir şirketin ticaret unvanı, işletme adı ve türü bulunmak zorundadır. Unvan daha önceden bir sicil müdürlüğüne kayıt ettirilmemiş olmalıdır. Eğer bir kayıt bulunuyorsa ek yaparak yeni bir isim belirlenebilir. Genel ahlak ve ulusal bütünlüğe aykırı kelimeler kullanılamayacağı gibi Türk, Türkiye, Cumhuriyet, Millet gibi ifadelerinde kullanılması ancak yasal izne tabi olmakla birlikte bunlar dışında kısıtlayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Aşağıda yer verilen görselde “İstihbarat Müdürlüğü” ticaret unvanına sahip bir işletmenin ticari sicil müdürlüğüne kayıt ettirildiği görülebilir. 


Biz bu çalışmamız için örnek bir unvan ve isim belirleyebiliriz. 

ÖRNEK: Dinamik Stratejik İstihbarat Limited Şirketi (Ltd, Anonim, Kollektif… Şirket türünü ifade eder) 

Bireysel ve Kurumsal Dinamik Stratejik İstihbarat -> İşletme Adı

Bu noktadan sonra şirketin faaliyet alanı belirlenmelidir. Bu alanlara örnek olarak şunlar belirtilebilir: Tesis, bina, şahıs, şirket, kara, hava, deniz araçları hakkında stratejik tahminleri oluşturmak, mikro ve makro jeostratejik risk raporları oluşturmak, bu konularla ilgili bilgisayar, yazılım, kamera, mikrofon sistemlerinin alım-satım-pazarlama ve ihracatını yapmak…

Şirket resmi olarak kurulduktan sonra yurt içerisindeki müşterilerine hizmet verecektir. Bu hizmetler ise şu şekilde olabilir: 

- Şahıs, kurum, belge takibi ve analizi

- Kurum mali ve siyasi risk raporlarının oluşturulması

- Kurum güvenlik ve istihbarat eğitim programları danılmanlığı

- Psikolojik ve algı operasyonlarının icrası 

- Psikolojik analiz için mülakat tekniklerinin geliştirilmesi

- Güvenlik destekleyici bilgisayar ve kamera sistemlerinin kurulumu ve yapay zeka destekli çözümü


Bu haliyle örnek bir istihbarat teşkilatı hiçbir kamu kurumunun rakibi olmadığı gibi serbest piyasa içerisindeki istihbarat analizlerini teşvik edecektir. Aslında bir istihbarat şirketinin kuruluşunu ve faaliyetini yüksek seslerle eleştirmemek gerekir. Çünkü zaten özel şirketlerin insan kaynakları departmanları ve bankacılık sistemide kendilerine özgü istihbarat metodlar oluşturup kullanmaktadırlar. Finansal istihbaratın önem kazandığı günümüzde bankacılık ve finans şirketleri bu alanın “özel” boyutunu oluşturmaktadırlar. 

Türkiye’nin tam anlamıyla bir istihbarat şirketine ihtiyacı bulunmaktadır. Şirketlerin işlevselliği yükseldikçe müşterileri ve işbirliği gerçekleştirdiği partnerler arasında kamusal mercilerde bulunabilir. Bu durum kamu ve özel sektör işbirliğine uygun olan karma modeli yansıtmaktadır. Zaten şirketler yapısı gereği kolluk kuvvetlerinin çalışma prensibiyle aynı olamayacağı için bu durum istihbaratın yada kolluğun rakiplerinin oluşturulması olarak düşünülemez. 


Onur DİKMECİ 


23 Ağustos 2022 Salı

TÜRKİYE’DE İSTİHBARAT ŞİRKETLERİ KURULMASININ GEREKLİLİĞİ - I

Güvenlik kavramı merkezi siyasi yapılar tarafından üretilen ve devletlerin tekelinde tutulmasında hayati fonksiyon olarak addettikleri stratejileri içermektedir. Devlet-ulusal güvenlik ilişkisi aralarında ayrılmaz ilişki bulunmasına karşın bağları esnemekte ve araya yeni aktörler ve kavramlar girmektedir. Bu durum ulusal güvenliğin mükemmelliyetini sarsmamakla birlikte aksine kavramı güncelleyerek yeni yapısıyla bir model oluşturmaktadır. Devletlerin varlıklarını korumalarına karşın savunma sanayi sektörünün gelişmesi, özel girişim kavramının ulusal güvenlik içerisine girmesine yol açtı ve bu durumun somut sonucu olarak özel askeri şirketler kuruldu. Devletler iç ve dış hesap verilebilirliği aşması ve orduların kamuoyu baskısından kaçınmak için kayıp sayısını azaltmaya yönelik girişimler gibi ihtiyaçlar savunma alanındaki silahlı şirketleri vaz geçilmez kıldı. 

Günümüzde gelinen noktada ise gelişmiş güvenlik kapasitesine sahip ülkeler istihbarat şirketlerinin kurulmasına izin vererek özel sermayenin istihbarat gibi oldukça kapalı bir alanda yer almalarını sağladı. İstihbarat şirketleri, istihbarat üretim tekelini sarsmamakla birlikte devletlerin güvenlik mekanizmalarına oldukça olumlu katkılarda bulunmuştur: 

- İstihbari sektörde rekabet oluşmuştur

- Bu rekabet devlet ya da merkezi yapılara yönelik olmamakla birlikte istihbarat temin, analiz, kapsam, kavramıyla ilgili konuları içermektedir

-Şirketler bünyesinde ağırlıklı olarak eski istihbaratçılar ve analistler istihdam edildiğinden istihbarat bilimine haiz personel ya da akademisyenlerin tecrübe ve iktisadi döngüleri aktif tutulmaktadır

- Şirketlerin, resmi istihbarat kurumlarının yapıları gereği gerçekleştiremeyecekleri girişimlerde yer almaları muhtemeldir

- Şirketler, muhatap oldukları devleti dış istihbari faaliyetler sebebiyle uluslararası hukuki yaptırımlardan uzak tutmaktadır

- Şirketlerin, diğer şirketlerle, silah endüstrisi, üniversiteler ve Think Tanklarla iletişime geçebilmesi daha kolay ve şeffaf olmaktadır

- İstihbarat şirketleri yeni teknolojilere daha kolay adapte olurlar. Kurum yönetmeliği, memuriyet kanunu gibi kısıtlayıcı yasalara tabi değildirler

- İstihbarat şirketleri, düşünce merkezlerinden faydalanabilir ya da merkezler için bilgi üretebilir. Bu durum bu merkezleri beslemektedir

- Şirketler, düşünce merkezleri, devlet, devlete ait kurumlar ve şahıslara hizmet vermektedirler

- Şirketler ülke içerisinde; adam kaçırma, baskın, sabotaj, silahlı eylem, sorgulama gibi faaliyetlerde bulunamazlar

Bu gibi görev sahaları bakımından incelendiğinde özel istihbarat şirketleri, mensubu oldukları ülkenin lehine faaliyet gösteren ve istihbarat kavramına yeni anlayış getiren en önemli unsuru oluşturmaktadır. Şirketlerin kendilerini yenilemeleri daha kolay olduğu için resmi istihbarat teşekküllerine mensup personellerin akademik ve entelektüel gelişimlerinin desteklenmeside böylece daha kolay olmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle beraber güvenlik anlayışını güncelleyen Türkiye, güçlü ulusal güvenlik yapılarına sahip ülkelerde olduğu gibi istihbarat şirketlerini var etmek durumundadır. Bu durum Milli İstihbarat Teşkilatı’nın önem ve kapsamını daraltmaz çünkü resmi teşkilat ile kurulacak şirketler birbirlerinin rakibi durumunda olmayacaktır. 

27 Nisan 2019 Cumartesi

ONUR DİKMECİ KİMDİR?

Onur Dikmeci, İstanbul-Fatih’te dünyaya gelmiştir.  Mimarlık Fakültesi, İşletme Fakültesi, İktisat Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde okumuştur.
İşletme, Uluslararası İlişkiler, Ulusal Güvenlik, İstihbarat, NATO, Terörizm gibi alanlarda; Lisans-Yüksek Lisans-Sertifika Eğitimi gibi programlara devam etmiştir.

Bazı uluslararası kongrelerde güvenlik stratejileri ve TSK’nin dönüşümü ile ilgili bildirileri kabul edilmiştir.
Milli Güvenlik alanında 6 adet kitap yazmıştır. 
Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının kuruluşunda ya da yönetim kurullarında görev yapmıştır.
Özel İstihbarat Platformlarında, İstihbarat Sertifika Eğitim Koordinatörlüğü ve Stratejik Yönetim Danışmanlığı görevini yürütmüştür. 


Farklı sektörlerde faaliyet gösteren bireylerin ve kurumsal şirketlerin (İnşaat-Tekstil-Basın Yayın) Stratejik Yönetim Danışmanlığını yürütmüştür.

Daha önce yayımlanmış kitapları;

-Beyaz Kitap
-Devlet Aklı
-Milli Güvenlik Siyaset Notları

Yayıma Hazırlanan Kitapları; 

-Güvenlik ve Dış Politika Analizleri
-Yeni Ezoterik Düzen . 

25 Kasım 2018 Pazar

YENİ MİLLİYETÇİLİK: SİVİL, DEMOKRATİK ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ TEORİSİ


1789 Fransız İhtilâli belirli sınırlar dahilindeki bir ülkede mevcut siyasi sosyal yapının değişimini ifadeden çok daha öte anlamlar barındırmaktadır. O dönemdeki sınıflı toplum yapısında burjuvazi olarak adlandırılan ''orta sınıf'' kademenin, krallığa yaptığı ekonomik katkıyla doğru orantılı olmayacak şekilde elde edemediği siyasi hak ve teşebbüs, dönemin klüpleri ve locaları aracılığıyla da tepeden inmeci bir şekilde talep edildi. Bu talebin toplumun genel bir refahını sağladığını söyleyebilmek mümkün değildir. Fakat artık bir burjuvazi ideolojisi olarak doğan milliyetçilik hemen her ülkeye zaman içerisinde yayılacaktır. Tarım toplumunun kısıtlı ilişkilerine karşın, ticaretin gelişmesiyle beraber ilişkilerin artması da çarşıda pazarda kullanılacak ortak bir dil zorunluluğuna ihtiyaç olduğunu doğuruyordu. Bugün adından çok söz ettiğimiz ideoloji milliyetçilik işte bu tarihi kompozisyonda ''ortak'' değerlere vurgu yapan, ekonomik bir sınıfın isteklerini karşılayabilme gayretiydi ve kendi döneminde her daim liberalizm ile eş adlandırıldı.

Osmanlı Devleti'nin sınıfsız yapısı aslında yalnızca Fransız İhtilâli değil, 1830-1848 İhtilâllerine de kayıtsız kalmasını ortaya çıkarmıştır. Gerçekten de Osmanlı döneminde Türk Milliyetçiliği bir Türk Burjuvazisinin eseri değil bunun yerine ekseriyeti asker olan seçkin bir zümrenin anti tez uygulamasıydı. 1865 yılından itibaren ortaya çıkan dünyayı takip eden ve hürriyete vurgu yapan bir meclis sayesinde dağılmanın önlenebileceğini öne süren Jön Türklerin ardıllarıda aslında aynı görüşteydi. Yani Osmanlıcılık ve İslamcılık adeta paralel bir seyir izlemiştir. Fakat diğer ulusların milliyetçi talepleri neticesinde birer birer devletten kopmaları sonucunda elde kalan son çare olarak bir anti tez biçiminde Türkçülük uygulanmak istenmiştir. Fakat milliyetçilik ile alakalı bütüncül çalışmaların bile Türk kökenli olmayanlar tarafından ortaya koyulduğu düşünüldüğünde aslında milliyetçilik uygulamalarında ne denli hazırlıksız olunduğu ortaya çıkmaktadır.

Batı dünyası aydınlanma sanayileşme kentleşme üçlüsünü aynı doğrultuda yaşayabildiğinden ötürü burjuva ideolojisi olarak doğan milliyetçilikte zamanla kentli, modernist ve aydın bir zümrenin ifadesi biçimine gelmiştir. Bu durum batı standartlarında milliyetçiliğin elitist bir idea olduğunu göstermez çünkü ideal toplum tipi zaten anılan bu özelliklere haiz olandır.

Osmanlı İmparatorluğundan Ulus Devlete intikal ve ilk dönemlerde, batı standarlarındaki ölçütün hiç değilse yakalanabilmesi için aşırı uygulamalara yer verildi öyle ki Tarih Kongresinde ''Evet Türkler göçebedir bu onların özelliklerindendir'' diyen Zeki Velid Togan, neredeyse linç edilecek ülkeyi terk edecek ve uzun süre dönmeyecekti...

Soğuk Savaş döneminden itibaren Türk Milliyetçiliği anti komünizm üzerinden sembolize edilmiştir. Buna göre bir milliyetçi ne derece anti komünist, işçi muhalifi, dini eylem ya da ağırlıklı olarak söylemleri tatbik etmişse ülküsünde o oranda samimi sayılmıştır. Milliyetçilik özellikle batı dışı toplumlarda kendi rönesansını yaşayamadı ve retorik ile kavramların sembolleştirilmesi üzerinden emek ve demokrasi karşıtlığında bayrağı neredeyse en önde taşıdı.

1969 Adana Kongresi ile siyasi milliyetçi arenada var olacak parti o tarihten itibaren asla iktidar olamadı ve yüzde üç ile on sekiz arasında değişen barometrede dalgalı bir seyir izledi. Aslında milliyetçiliğin siyasi arenada temsili hiçbir zaman dönemin bürokratik koşullarından kopamadı. Bürokrasi anti komünist olduğunda siyasi milliyetçilikte anti komünistti. Bürokrasi laiklik hassasiyetini dile getirdiğinde siyasi milliyetçilerde laiklik mitingi düzenliyorlardı. Bürokrasi eski ekolün yerine yeni bir anlayış işlemek istediğinde siyasi milliyetçilikte bunun savunucusu oluyordu. Bu sebeple siyasi milliyetçilik ve milliyetçiler; özgün, demokratik, sivil mizaçlı bir anlayış ortaya koyamadılar. Oysa siyasi meselelerin düşünsel arka planlarını açıklayamayan grupların bir açılım gerçekleştirebilmeleri mümkün değildir. Bu durumda bir ideolojinin mensuplarının çoklu disiplinler ile bir çıkarım yapabilmesiyle söz konusudur.

Günümüzde Türk Milliyetçiliği evrensel milliyetçiliğin ana prensiplerinin aksine; ekonomiye ilgisiz, analizcilerini var edememiş ve en önemlisi topluma yönelik strateji belirleyememiştir. Örneğin terör devlet güvenliğini ilgilendiren bir meseledir ve doğal olarak milliyetçiliğin ilgisi dahilindedir. Fakat değişen trendler Türk toplumunun güvenliğe bakışınıda etkilemiş ve ekonomi, sosyal-bireysel güvenlik, ekoloji gibi kavramlarını üst sıralara yükseltmiştir. Bu noktada siyasi milliyetçilik duruma hazırlıksız yakalanmış eski söylemlerinden beslenen manifestoları yinelemiş, buna bağlı olarakta belirli sıçrama gerçekleştirememiştir. 


O halde demokratik sivil bir milliyetçiliğin inşasının gerçekleştirilebilmesi için mevcut siyasi milliyetçi parti ve bakış ile alakalı bazı yenilikleri sıralamamız gerekecektir:

 -Devletçi otoriter milliyetçilikten halkçı liberal milliyetçiliğe yönelim söylem ve eylemlerde hayata geçirilmelidir. Türkiye’nin kozmopolit multiculturel yapıya dönüştürülmesi işlenmelidir. Din, dil, etnisite serbestliği sağlanmalı, belediyeler kaldırılmalı valilik ve belediye makamı birleştirilmelidir. Örneğin Milliyetçiler Ruhban Okulu'nun açılmasına neden karşıdır? Patrikhane'nin tamamen kapatılmasını hangi gerekçelerle kabul edebilir? Milliyetçiler 6-7 Eylül 1955 olaylarıyla beraber İstanbul'un İmparatorluk kenti olma vasfını yitirdiklerini neden sorgulamazlar? Çünkü siyasi milliyetçilik kulvarında tek tipçi yaklaşım her zaman makbul olmuştur. Soru ve sorgu bununda dışında hak ve insan merkezli yaklaşım, parti içi katı hiyeraşiyi sarsacak  bu durum ise parti organlarının ''yarı tanrılık vasıflarını'' ortadan kaldıracaktır. 



-Politik dönüşümün mihenk taşı kadınlardır. Partide kadınlar oldukça ön plana çıkartılmalı, kadın il-ilçe başkanları olmalı, kadınların ayrı ve ikincil kategori olmadıklarını uygulamak için kadınlar kolları kaldırılmalıdır. Her kademede düşünce ve kıyafet yönünden modernist, sosyal, bilişim sistemlerini etkin kullanan kadınlara yer verilmelidir. 


- Yeni dünya gerekliliği dijital medeniyete uygun olarak Parti bünyesinde Dijital Ödemeler Birimi oluşturulmalı buna somut örnek olarak Genel Merkezde Dijital Atm hayata geçirilmelidir. Genel Başkan İl İlçe Başkanlarıyla her hafta sanal çevrimiçi toplu konferans gerçekleştirmeli parti içi aktif dijital iletişim tesis edilmelidir. 

 -Parti bütçesinden finanse edilmek suretiyle Yenilikçi Yöneticilik Okulu/YYO oluşturulmalı. Başarılı olan gençler Harvard, Oxford gibi üst düzey eğitim kurumlarına yerleştirilmeli bütün masrafları parti bütçelerinden karşılanmalıdır. 

-Ülkü Ocakları mevcut haliyle devam edemez kapatılmalıdır. Yalnızca illerde temsilciliği bulunacak vakıf kati surette parti çalışmalarından uzak tutulmalı, profesyonel kişilerin içerisinde istihdam edilmeleriyle ciddi ve profesyonel eğitim-kültür faaliyetleri yürütülmelidir. Partide illere ve ilçelere bağlı Gençlik Kolları oluşturulmalı, gençlik kolları başkanları demokrasiyi pratik sahada öğrenebilmeleri için seçimle iş başına gelmelidirler. 


İşte yenilikçi bir milliyetçilik ve milliyetçi parti için ilk aşamada atılması gereken adımları bu biçimde sıralayabiliriz. Elbette seçenekler artırılacaktır. Milliyetçiliğin kabuk değiştirme sürece ne denli dünya ile entegre, kadınlara ve gençlere yönelik, demokratik, sivil, liberal ekonomi ve sosyoloji ile ilgiliyse Türk düşünce dünyasının çeşitliliği, medeniyete katkıları ve Türkiye'nin mevcut konumu da hak ettiği seviyede olacaktır.









27 Ocak 2018 Cumartesi

BEYAZ TÜRKLERİN KAMUOYU BASKISI VE CEHALETLE İMTİHANLARI: BEYAZ TÜRKLÜĞÜ AÇIKLIYORUZ



Türkiye'de yaşanan siyasi söylem tıkanıklıkları ya da kamplaştırma siyasetinin meşruiyet argümanı ''Beyaz Türk'' kavramı nedir? Beyaz Türkler, dinsizdir, dönmedir, masondur, milletin manevi değerlerine aykırıdır, kökleri ve niyetleri sınır dışarısını işaret eder gibi karşılıklar hem halk jargonunda hem de akademik üsluplarda işlenmeye başladı. Öyle ki bazı Profesörler kitaplarında Beyaz Türkler çocuklarına ''Mete, Oğuz, Atilla'' gibi isimleri verdikleri gerekçesiyle itham edilmekle kalmadı, kurtuluş savaşı sırasında Pera Palas'ta viski yudumlayanların bugünki torunları olarak yaftalandılar. Düzeltmeye en sondan başlamak yerinde olacak. Kurtuluş Savaşı sırasında ya da daha doğru tabirle mütareke döneminde Pera Palas'ta zaman zaman görüşmeler yapan kişi Mustafa Kemal'dir ancak o da belirtildiği gibi viski içmezdi! Vaz geçilmezi Askeri Liseden itibaren Ali Fuat'ın teşvikiyle rakı olmuştur. İstiklâl Harbi komutanlarının neredeyse çoğu Paşa çocuklarıdır ancak kendilerince Beyaz Türk kavramı oluşturanlar bu isimleri genelde icat ettikleri kavrama dahil etmezler.

Beyaz Türklük babadan oğula geçen bir aristokrasiyi ifade etsede Türklerde Batılı manada bir aristokrat sınıfı yoktur. Tek imtiyazlı aile hanedanlıktır bunun dışında Tanzimat ile başlayan süreç yurt dışında eğitim alan ve dil bilen ''aydın'' sınıfını var etti ancak bu eğitim kaç nesil devam etti ya da birikim hangi nesile kadar sürdü bu durum meçhuldür.

Beyaz Türk jargonu dilimize aslında Turgut Özal'ın Cumhurbaşkanlığı sürecinde sokuldu. Ufuk Güldemir yazdığı ''Teksas Malatya'' isimli kitabında Özal'ın Cumhurbaşkanı adaylığına itirtaz edenleri Beyaz Türk olmakla kategorize edecekti.

Cia analisti Graham Fuller 1999'da yazdığı Türkiye'nin Kürt Meselesi adlı kitapta ve sonrasında kaleme alacağı Yeni Türkiye Cumhuriyeti isimli çalışmasında, Türkiye Cumhuriyeti'nin ulusal temelde kurulduğunu ve bu yapının dışlayıcı, asimilasyoncu Beyaz Türklere ait bir sistem olduğunu belirtecektir. Beyaz Türk kavramı buna göre artık şekillenmeye başlamıştır. Ulus yapısından taraf laik hassasiyetli ve şehirli kesimin karşılığı bu tanıma aşağı yukarı denk gelmektedir. Güldemir ve Fuller kendilerince çizdikleri Beyaz Türk kavramını eleştirel noktalardan temellendirirken Soner Yalçın ''Efendi Beyaz Türklerin Büyük Sırrı'' isimli kitabıyla bu kavrama en çok popülerlik katan isim olacaktır. Yalçın'ın kitabında Sabetayistlerden bahsettiği doğrudur ancak çalışma özellikle Meşrutiyet döneminden itibaren İttihatçı yapılanmayı anlatacaktır. Yalnız buradaki Beyaz Türk Sabetayist İttihat ve Terakki terimleri eleştirel üsluptan çok Türkiye Cumhuriyeti'nin temellerini hızlandıracak adeta katalizör benzeri tanıma denk düşmektedir.

Beyaz Türkler Dönme midir?

Beyaz Türklerin Yahudi dönmeleri oldukları sık işlenen bir tezdir. Bunun dayandığı temel husus ise Ilgaz Zorlu'nun ''Evet Ben Selanikliyim'' isimli kitabıdır. Buna göre Selanikliler dönmedir. Beyaz Türk tezini işleyenlerin ekseriyeti ise Byeaz Türklerin Selanik çoğunluklu yani dönme olduklarını ifade etmektedir. İttihat ve Terakki'nin hem vurucu hem fikirsel gücüde Rumeli olduğu için İttihatçılarda Beyaz Türktür ve dönmedir/masondur.
Zorlu'nun ifade ettiği gibi Selanik'te Yahudilerin ve dönmelerin yaşadığı da İttihat ve Terakki'nin içerisinde Yahudilerin ve dönmelerin bulunduğuda gerçektir. Ancak Selanik bir liman kentidir ve kozmopolit bir yerleşimdir. Yani her etnisiteden insan bulunduğu gibi Yahudiler şehirli bir halktır. İttihat ve Terakki ileri gelenleri ise kırsal kesime ait ailelerin çocuklarıdır. Aslında İttihat ve Terakki'nin masonların ve dönmelerin elinde oyuncak oldukları iddiasıda doğruluğu kanıtlanamamış kendiside eski bir İttihatçı olan Rıza Nur'un anılarına dayanmaktadır. Makedonya o dönem 3. ordunun karargahı, Selanik ise kozmopolit yapısından ötürü dünyaya açık misyonu ve bu özelliğin bireylere eleştirel düşünceler kazandırması fikirsel/ideolojik başkent olarak gösterilmesine yol açmıştır.


Bir Beyaz Türk olan Konstantin Borzecki bir Yahudi dönmesidir. Mustafa Celaleddin adını almış Türkler hakkında çalışmalara imza atmış ve Korgeneral rütbesindeyken girdiği altıncı savaşta Osmanlı Sancağı altında şehid olmuştur. 



Beyaz Türk kavramını eleştirenler Selanik Beyaz Türklerin Kabesidir, sözünü tekrarlamaktadırlar. Halbuki Selanik tıpkı Musul gibi son Osmanlı Mebusan Meclisi kararına göre Misakı Milli içerisinde yer alan bir Osmanlı kentidir.

İttihat ve Terakki'nin devlet yönetiminde etkin olduğu 1908-1918 arasında ise genel olarak bu partinin ideolojisi İslamcı ve Osmanlıcı çizgidedir. İttihat ve Terakki bir siyasi parti olduğu için içerisinde her kökenden ve fikirden insanı barındırır, ancak bu insanların ekseriyeti kendilerini İngiltere'den intikam almak için konumlamışlardır. Buna göre İmparatorluğun dağılmasını engellemek ve İngilizlere ders vermek hilafeti ve müslümanları ayaklandırarark mümkün olacaktır. Meşrutiyet gayesi ve bir parlamento tesisi Osmanlı kimliğinde herkesi birleştirebilmenin gayretidir ancak özellikle Balkan savaşlarında bu görüşün çökmesi İttihatçılarında Milliyetçiliğe yönelmesine sebebiyet verdi ve 1916 tüzüğü Türkçülüğe yer verdi.

Özetle Beyaz Türk kavramı Güldemir ve Fuller tarafından Kemalist, ulusçu, ittihatçı, ultra laik, tepeden inmeci olarak tanımlanırken, Soner Yalçın tarafından Cumhuriyet'in temellerini atan ve milli mücadele ateşini yakan içinde dönmelerin ve masonlarında olduğu İttihat ve Terakki'yi nitelemek için kullanılacaktır.

Beyaz Türklüğün ise son derece politize bir kavram olması son yılların mamülüdür. Özellikle 2009 yılında başlayana Çözüm Sürecine tepki gösterenler Beyaz Türk olarak işaret edilmiş, 2010 referaandumunda tercihlerini hayır olarak belirtenler Ertuğrul Özkök tarafından ''%42'lik Beyaz Türk olan kesim'' olarak tanımlanacaktır. Bundan sonra Beyaz Türk artık yalnızca elitist ve jakobenist olmaktan farklı şekilde Adalet ve Kalkınma Partisi'ne muhalefet edenler olarak belirtilecektir.


Hangi Beyaz Türklük? Ak Parti Günümüzün İttihat ve Terakki'sine En Yakın Partidir

Beyaz Türklüğün önce İttihatçı kapsam sonrasında ise İttihatçı ve anti Ak Partili payda da sunulması günümüzde geçerliliğini yitirmiştir.
İttihat ve Terakki aslen erkek egemen, milliyetçi, muhafazakâr, milliyetçi ve kapitalist bir yapıdadır.
O tarihten itibaren sağ görüşlü gösterilen her siyasi parti bu özellikleri taşır ancak en çokta günümüzde Ak Parti barındırır.
Ak Parti de ilk yıllarında İslamcı ve günümüzün Osmanlıcılığı olan Türkiyecidir.

Ancak daha sonra bu politikaların iflası Muhafazakâr kimliğini koruyan ve zaman zaman Türkçülüğe varan tonlarda Milliyetçilik yapan bir Ak Parti'yi doğuracaktır.

Kurucuları arasında asker bulunmamasına rağmen Ak Parti'de militarist tonlarda politika uygulamakta ordu siyaset bütünleşmesi göstermekte içerisinde her kökenden insan barındıran çoğulcu yapısını devam ettirmektedir.

Tüsiad'a hatta zaman zaman buna muadil muhafazkâr iktisadi kuruluşlara meydan okuyan Ak Parti'de kendi eliyle kendi burjvuazisini yaratma teşebbüsünü seçmiştir.

Recep Tayyip Erdoğan dış basında ve bu mercilerden alıntılananlarca kimi iç medya kuruluşlarınca eleştirilmek için ''Yeni Enver'' olarak gösterilmektedir.


Fetö Mensupları Erdoğan'a ve Enver Paşa'ya olan kinlerini onları birbirlerine benzeterek kusmuştu


Sarıkmış ve İttihatçı komutan Halil Paşa'nın Kut Zaferi; bu harplerin dizi, belgesel, anma etkinlikleri en yoğun olarak son dönem Ak Partisinde görülmektedir.

Buna göre İttihatçı zihniyet Beyaz Türk ise Beyaz Türklerin gğünümüz partisinin de Ak Parti olma ihtimali belirmektedir. Bu saptamalar doğru olmakla birlikte Beyaz Türklük, Jön Türklerden itibaren başlayan sürece dahil olanları içerir.


Saadet Partisi Teşkilatı Ak Parti'yi İttihat ve Terakki Çizgisinde olduğu için eleştirmişti





Beyaz Türklük gayrı millilik değildir bilhakis Beyaz Türkler en milliyetçiler arasından çıkar.

Beyaz Türkler her kökenden olabilecekleri gibi muhafazakâr olanlarının yanında liberalleride barındırır ancak Beyaz Türk aynı zamanda toplumcu olduğundan içinden çıktığı toplumun temel değerlerine fevkalade saygı göstermektedir.

Beyaz Türkler çok demokrat değildir. Egoları yüksek oldukları gibi siyaseten ihtilâlci ruh taşıdıkları bir gerçektir.

Beyaz Türkler'in din ile bir problemleri bulunmamaktadır ancak dinin doğru yorumundan taraf bulunmaktadırlar.

Beyaz Türklük belirli bir memleket ekolüne ait değildir çünkü belirttiğimiz gibi Türkiye tarihinde kökleşmiş bir aristokrasi yoktur.

Beyaz Türkler okumaya, araştırmaya, yeni ilgi alanlarına meraklı olduklarından son derece esnek, anlayışlı, dünya ile bütünleşik kimselerdir.


Beyaz Türklük dış ve iç kimi mihrakların dayattıkları gibi ideolojik bir kalıbı değil dinamik bir süreci ifade eder. Beyaz Türklüğün en doğru izahları bundan ibarettir..