Türkiye siyasetinde
Milliyetçi bir cephenin kurulma ihtimali son günlerde yeniden gündeme taşındı.
Milliyetçi halkada tanımlanan partilerin görüşme teşebbüsleri bu yönde bir
ittifakın mümkün olup olmadığını analiz etmeye itmiştir.
Siyasi tarihte,
Milliyetçi Birlik ya da Vatanseverler Birliği köken olarak Fransa’ya
dayanmaktadır. Fransız İhtilali’nin getirdiği yeni akım milliyetçi ideolojileri
doğurmuştur. Bu iklimde 1882 yılında bir grup Fransız entelektüel bir araya
gelerek bağımsız bir teşekkül olan Vatanseverler Birliğini kurmuşlardır. Bu
birlik fikir münasebetlerinin yanı sıra beden talimlerini de içermekteydi ve bu
haliyle sonraki yüzyıldaki Naizst ve Faşist akımların ilham kaynağı olmuştur.
Fransız Vatansever Birliği iç gerekliliklerden ziyade Prusya Savaşı’nın
ikliminde hayat bulmuştu. Altyapısı tepkisellikten de beslenmekteydi. 19.
Yüzyıldaki bu miras ulus devletlerin kurulması ve modern siyasi partilerin
yapılanmasından sonra zaman zaman ağırlıklı olarak Avrupa siyasetinde yeniden
gündeme geldi. Fransa, Almanya, Hollanda gibi ülkelerde milliyetçi partiler
yükselişe geçtiler ya da aralarında bir ‘Milliyetçi Lig’ kurmaya gayret
ettiler. Özellikle düzensiz göç hareketlerinin artması yeni milliyetçi
partilerin ve söylemlerin yükselmelerini beraberinde getirmiştir.
Türkiye’nin çok partili
çağdaş siyasal yaşamında Milliyetçi Cephe hükümetleri 1970’lerin atmosferinde
kurulmuşlardır. Ancak Milliyetçi Cephe’nin ana bileşen hiçbir zaman milliyetçi
bir parti olmamış bunun yerine muhafazakar hatta tarikat benzeri yapılanmalara
bünyesinde yer veren Merkez Sağ ideolojili Adalet Partisi olmuştur. Ancak o
dönemdeki milliyetçilik, anti-komünizm merkezli kurgulandığından merkez sağ
veya muhafazakar akımlarla iç içe geçmiş bir yapıyı temsil etmektedir. Sosyal
demokrasi ve sol söylemlerin yükseldiği dönemde
Ordu’nun desteğiyle kurulan cephe hükümetleri siyasi istikrarı
sağlayamamış ve 1979’da ki hükümet başarısızlığından sonra askeri darbe
dönemine girilmiştir.
Güncel olarak ise
Türkiye’de yeni bir milliyetçi cephenin kurulma olasılıkları üzerinde
durulmaktadır. Bu olasılıkları yan başlıklar halinde analiz edelim:
Milliyetçilik dinamolu
Partinin Belirsizliği: Her ne kadar milliyetçilik şahıs veya zümrelerin
tekelinde bulunmasa da Türkiye’de siyasi milliyetçiliğin ana aktörü Milliyetçi
Hareket Partisi’dir. Siyasi milliyetçilik tanımı MHP hatta Ülkü Ocakları
olmadan asla yapılamaz. Ülkü Ocakları, MHP’nin yan kuruluşu olmasına rağmen
tarihsel bağlamda hiyerşide MHP’nin bile üzerinde görülmüştür. Milliyetçi
Hareket Partisi, bir devlet politikası gereği Cumhur İttifakı’na katılmış ve
kendi tüzel kişiliğini küçülterek Cumhurbaşkanlığı makamının güçlendirilmesi
stratejisine uymuştur. MHP’nin, milliyetçi cephe ittifakına katılması mümkün
olmadığına göre bu yönde bir birliğin teşekkülü bile temsil krizi yaşayacaktır.
Siyasi Liderlerin Ego
Çatışmaları: Türk siyasetindeki siyasi partiler kanunu siyasi partilerin delege
sistemiyle teşkilatlanmasını getirmiştir. Bu sebeple genel başkanların
kongrelerle değişmesi birkaç istisna dışında mümkün olmamıştır. Bir anlamda tek
adamcı siyasi parti düzenleri mevcuttur. Tek Adam olan Genel Başkanların
kişisel ve siyasi egoları kendilerinden taviz verme ihtimalini ortadan kaldırır
ve ittifak görüşmeleri sürüncemede kalır.
Devlet Sisteminin Artan
Gücü: Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri merkezi idarenin gücü üzerine
işlemektedir. Merkezi devlet anlayışı son dönemde dahada güçlenmiştir. Bu yeni
anlayışta güvenlik bürokrasisinin vesayet odağı olma durumu ortadan kaldırılmıştır. Ancak güvenlik bürokrasisi kendi içerisinde
daha da profesyonel ve güçlü hale gelmiştir. Bir anlamda Cumhurbaşkanlığı
gözetiminde güçlü bir güvenlik bürokrasisi inşa edilmiştir. Bu inşa sonunda
savunma sanayi ve dış politika stratejileri güncellenerek iç içe geçmiştir.
Yeni güvenlik belgelerinin oluştuğu Türkiye’de farklı iç ve dış politika
söylemindeki milliyetçi cephe ittifakı devlet aygıtı tarafından tehdit olarak
algılanabilir. Bu algılanış ise milliyetçi lig ihtimalini daha doğmadan
bitirecektir.
İdeolojik Çarpışma:
1970’li yılların milliyetçiliği yalnızca anti komünizm merkezliydi. Yan
nüansları bulunmakla birlikte anti komünist olan her kişi aynı zamanda bir
milliyetçi de kabul edilebilirdi. Fakat günümüzde Türkçülük, muhafazakar
milliyetçilik, merkez milliyetçilik partilerce temsil edilmektedir.
Milliyetçilik çeşitlenmiş ve bölümlere ayrılarak siyasi arenada kendisine yer
bulmuştur. Bu atmosferde partilerin ve tabanların uyuşması zordur. Kitleler
Cumhur İttifakı ya da iktidar muhalifliği üzerinden de bir araya
getirilemezler. Bu karşıtlığı kullanan ana muhalefet partisi yıllarca başarılı
olamamıştır.
Liderlik sorunları, son
mutabakatlarda yaşanabilecek pürüzler, milliyetçi partilerin yeniden içeriden
bölünme ihtimalleri gibi onlarca seçenek daha bu analizlere eklenebilir.
Türkiye’de milliyetçi
tonlu bir araya gelerek bir lig veya ittifak kurma ihtimalleri bir heyecandır
ancak siyaseten karşılığının bulunması olanak dışıdır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet
Sistemi’nin en önemli stratejilerinden biri parti ve ideolojilerin yeniden
kurgulanmalarıdır. Bu bir yönetim yöntemidir. Ve bu yöntemin güçlendirilmesi
sistemin kendisini koruma refleksidir.
