10 Haziran 2026 Çarşamba

SİYASİ GÜÇ İSTİKRARI, SİLAHLI BÜROKRASİ VE MÜMKÜN OLAMAYACAK SİYASİ RESTORASYON VAADLERİ

 

Bir devletin kurulması mobilya bir dolabın kurulmasına benzemez. Yani mobilya malzemesi olan ağacı bulup işlemek daha sonra bunu vida ve bağlantı yerleriyle bütünleştirmek ayrı bir eylemdir. Ancak devlet kurmak rejim ve topyekun Anayasa değişikliğiyle mümkün hale gelebilir. Neticede Türkiye Cumhuriyeti de bu şekilde kurulmuştur. Polis, zabıta, askeri teşkilat yani bürokrasi ile toplum yerli yerindedir. Fakat yeni bir sistem var edilmiştir. Bu sistemle yeni eğitim kurumları ve kamu birimleri oluşturulabilir. Bu adımlar tamamen yeni bir devletin kurulduğu anlamına gelmez.

Devlet kurmak için koşullar aşağı yukarı bellidir. İdeoloj, gençlik teşkilatları, bürokratik kadrolaşmalar, sermaye yapısı ve rejim değişikliği ilk etapta yeterli bileşenleri oluşturur. Türkiye’de 2017 referandumu ve 2018 genel seçimleriyle beraber parlamenter sistem noktalanmış yani rejim değişikliği yaşanmıştır. Ayrıca yönetsel erk kapsamlı ve keskin olamasa da demokratik muhafazakarlık altında ideolojik temellendirme yapılmaya çalışılmıştır. Yönetici güç sivil toplum kuruluşları ve gençlik yapılanmalarıyla bu ideolojik misyonunu tutkal hale getirebilmeyi amaçlamaktadır. Üniformalı ya da üniformasız bürokratların tamamına yakını mevcut Cumhurbaşkanı döneminde görevlendirilmiştir. Ordu ve istihbarat kadroları bütünüyle yenilenmiştir. Doksanlı yıllarda İstanbul sermayesi olarak gösterilen ve vesayetçi yapıyla geçirgen olduğu öne sürülen TÜSİAD ağırlığını korumasına rağmen siyasi imtiyazını kaybetmiştir. Bütün bu değerlendirmelerden aslında yeni bir devletin kurulduğunu öne sürmek iddialı olmayacaktır.

Yeni tesis edilen devletlerde siyasi partilerde gözetime tabi tutulurlar. Bu durum rejimin güvenliği açısından önemlidir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında rejim gözetimde ve onayında kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka bu duruma örnektir. Sonraki yıllarda hayata geçirilen Demokrat Parti de bir anlamda ‘Muvazaa Parti’ hükmündedir. Partinin kurucularından olan Celal Bayar, İsmet İnönü’den bizzat onay almış, laiklik ve dış politika konularında tamamen mutabık olduklarını belirtmişlerdir. Zaten Adnan Menderes te, Atatürk’ün prenslerindendir. Aslında Milliyetçi Demokrasi Partisi, Demokratik Türkiye Partisi, Yeni Türkiye Partisi gibi siyasi girişimler konjonktürel yapılanmalardır. O dönemin şartları bu partileri var etmiştir. Türkiye’de rejim yani bürokratik güç/Devlet Aklı/ istediği sürece bazı partiler var olabilmişledir.

Türkiye’nin bu siyasi geleneğinin değiştiğini ifade edebilmek olanaksızdır. Yeni bir rejimde ve bu denli büyük bir yürütme gücünde siyasi partilerin tek başlarına önemli bulunmamaktadır. Ancak şunu da analiz etmeliyiz ki yürütme gücü; istikrar, polis ve adliye bileşenlerinden oluşmaktadır. Yani kültürel dönüşüm yine de istenildiği oranda gerçekleşmemiştir. Bu durumu toplum yapısının artan seküler eğilimlerinden ortaya koyabiliriz. Hal böyleyken önemli siyasi partilerden olan CHP ve MHP’nin rejimi etkilemeleri beklenemez. Zaten yönetsel erk buna izin vermeyecek ve çok parçalı bir siyaseti gündeme getirecektir.

Bu siyasi zeminde Türkçüler, Türk İslam Milliyetçileri, Muhafazakar Milliyetçiler, Merkez Sağ, Sosyal Demokratlar, Ulusalcı Atatürkçüleri temsilen siyasi partilerin var edilmeleri bürokratik istikrar bakımından önemlidir.

Aslında gerçekçi bir teoriyle öne sürülebilir ki iktidar gücünün 2030’ların ortalarına kadar değişmesi olanaklı değildir. Çünkü siyasi partiler bu değişimi yaratabilecek etkilerden oldukça uzaklardır. Ayrıca yönetsel kademedeki bir değişikliğin bölgesel ve küresel bakımından da yansımaları olabilir.

Türkiye’de mevcut durumda 1000 civarı savunma şirketi bulunmaktadır. Savunma şirketlerinin, Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, ASELSAN, HAVELSAN gibi bürokratik birimler ve şirketlerle ortaklıkları bulunmaktadır. Yani sert güç bileşenleri iç içe geçmiş vaziyette yönetsel erkin etrafında kümelenmiştir. Aynı zamanda bu konsensus, milli güvenlik ve dış politika parametrelerini de belirlemektedir. Üstelik Türkiye eskisine nazaran çok daha merkezi bir ülkedir. Geçmiş yıllarda da merkezin etkisi büyüktü ancak koalisyonlar ya da belediyelerin artan yetkileri küçük güç odakları olarak beliren ekolleri var ediyordu. Ancak gelinen süreçte merkez tek rakipsiz, bölünemez ve devredilemez bir kuvvet olarak öne çıkmıştır. Hulasa 2030’lu yıllarda bile bir iktidar değişikliği yaşanacaksa bu değişimi tamamen sivil kadrolar yaratamazlar. Sivil siyasetçilerin hatta İçişleri ve Adalet Bakanlıkları dışında sivil bürokratların bile silahlı gücü yoktur. Oysa bölgesel ve küresel çatışmalar sert gücün önemini dahada artırmıştır. Türkiye’de önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde güvenlik bürokrasisinden yetişmeyen kişilerin Devlet Başkanı olmaları olanaksızdır. Dış politika, silahlı bürokrasi, savunma sanayi, iletişim, asimetrik iletişim ve savaş birbirleriyle hemhal olmuştur. Bu durumu tersine çevirmek bir müteahhit, doktor, sanayici, ilahiyatçı, maliyeci gibi kişilerin misyonlarını aşmaktadır. 2030’lara kadar sürecek mevcut siyasi güç, bu tarihlerden sonra muhtemelen yine bu gücün onayıyla içerisinden çıkardığı kadrolarla farklı renklerde devam edecektir.

 

 

 

1 Haziran 2026 Pazartesi

TÜRKİYE'DE MAĞDURİYET SİYASETİ HER ZAMAN KAHRAMAN YARATABİLİR Mİ? ÖZGÜR ÖZEL NEDEN TAYYİP ERDOĞAN OLAMAZ?

 

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı’nda delegelerin oy hakkında müdahale gerekçesiyle mahkeme tarafından Mutlak Butlan kararı verilmiş ve mevcut Genel Başkan Özgür Özel bu kararı tanımayacağını belirtmişti. Siyasi teorilere göre Özel ve arkadaşları mağdur olmuştu ve yeni bir siyasi yapılanma kurabilirdi. Bu teoriler nezdinde Özel’in mağduriyeti, geçmiş yıllarda Recep Tayyip Erdoğan’ın mağduriyetiyle paralel addedilmiş ve yeni bir siyasi başarı hikayesinin doğacağı iddia edilmiştir. Bu durumun bazı farklar bakımından bu yönde olamayacağı maddeler halinde bu çalışmada incelenmiştir.

Siyasi Liderlik ve İdeolojik Katalizör Farkı: Recep Tayyip Erdoğan, Refah Partisi İl Başkanlığı döneminden itibaren siyasetin gündemini oluşturmaya başlamıştı. Etkileyici hitabı, ilginç vurgulamaları ve akıcı diksiyonu karizmatik lider profilini pekiştirmişti. Fazilet Partisi’nin kapatılmasından sonra Erdoğan, Yenilikçi Grup içerisinde ‘Eşitler Arsında Birinci’ konumundaydı. Abdullah Gül, Bülent Arınç, merkez sağ partilerde olgunlaşan Cemil Çiçek gibi figürlerde de liderlik potansiyeli bulunmaktaydı. Yani bir anlamda Yenilikçi Muhafazakar Demokratlar bir kadro hareketi olarak gelişiyordu. Bu yenilikçi hareketin ise Milli Görüş’ten itibaren kendilerine ait bir ideolojileri vardı. Dindarlığın demokrasi ve kendisine özgü devletçi prensiplerle sentezlendiği ideoloji Osmanlı kimliğine de sıkça atıfta bulunuyordu. Değişken nüanslarına rağmen taban ve özellikle gençler için teşvik edici bir ideoloji sunuluyordu. Özgür Özel ise siyasi tecrübesine rağmen karizmatik bir duruş sergileyememişti. Kadro hareketi olmaktan uzak Özel grubunun ise sunabildikleri bir ideoloji yoktu.

Konjonktürel Durum Farklılığı: AK Partinin iktidara geliş yılına kadar Türk siyaseti genel olarak koalisyonlar dönemini yaşamıştır. Aslında bir uzlaşının siyasi karşılığı olması gereken koalisyonlar Türkiye’de istikrarsızlık doğurmuş ve bu istikrarsızlıklar demokrasi dışı müdahale pratiklerini getirmiştir. Güçlü ve tek sesli bir yapının kendisine göre dezavantajlarıda bulunmakla birlikte milletin temsili ve siyaset dışı güçlerin kademeli engellenmesi gibi olumu faktörler halk tarafından benimsenmişti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de kendi içerisinde partilerin görüşmelerini ve kimi durumlarda ittifakını gerektirmektedir. Ancak bu ittifak uzlaşıyı beslemektedir. Siyasi istikrardan vaz geçilme olasılığı seçmen nezdinde bir handikap olarak kabul edilmiştir.

Devletin Algılanış Biçimindeki Farklılık: Recep Tayyip Erdoğan kadrosu ve şahsi karizmasına rağmen dönemsel olarak devleti temsil eden güçlerle açıktan çatışmamıştır. Bu haliyle bir anlamda ‘Dikleşmeden Dik Durma’ misyonunu temsil etmiştir. Türkiye üniter bir devlettir ve merkezi idare birçok Avrupa ülkesine göre çok daha güçlüdür. Merkezin etkisi ve yetkisi yerel birimler üzerinde oldukça etkindir. Bir anlamda Ankara’ya hakim olan uzun yıllar devleti temsil eden güvenlik bürokrasisine hakim olarak ülkeyi yönetmektedir. Bu yöndeki bir siyasi yapıda açıktan devletle çatışmaya girerek başarı kazanmak mümkün değildir. Özgür Özel’in her daim mahkeme kararını tanımıyoruz çıkışı ve Cumhurbaşkanı’nı hedef göstermesi gerçekçi bir tavır değildir. Elbette siyasiler haklarını arayacak bununda dışında siyasi girişimlerde bulunacaklardır. Ancak Türkiye’de parti-devlet kaynaşması kendisine özgü bir modeli var etmiştir. Bu şekilde tesis edilmiş siyasi bir yapıda uzun vadeli ve on yıl ve ötesini kapsayan iktidar planları oluşturmak daha rasyonel bir seçenek olarak kabul edilebilir.

Rejim Değişikliği Farklılığı: Parlamenter sistem koalisyon oluşturulmasını beraberinde getirse de iktidar olabilmek için koalisyon tek geçerli şart değildir. Meclis çatısı altında Güvenoyu alınabilecek sayıda milletvekiline sahip olunması partilerin iktidarı için yeterlidir. Nitekim 2002 seçimlerinde Ak Parti yüzde 34’lük bir oy oranıyla tek başına iktidar olabilmiştir. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde Cumhurbaşkanı olarak seçilmek ve sistemin en güçlü figürü olarak ülkeyi yönetebilmek için en az yüzde 50 artı 1’lik oy oranına ulaşabilmek gereklidir. Böylesine büyük bir başarıyı yakalayabilmek güçlü liderlik, geniş  halk kitlelerinin ittifakı ve söylem istikrarıyla mümkündür.

Seçmen ve Sermaye Farklığı: Erdoğan ve arkadaşları Müslüman diğer ülkelerden çok farklı bir başarı yakalamışlardı. Zaten bu durum islamcı siyasete eleştirel tavrı olan Fransız Siyaset Bilimci Oliver Roy gibi akademisyenler tarafından da hayretle ortaya koyulmuştur. Erdoğan ve arkadaşları Mısır, Tunus ve Cezayir’den farklı olarak sosyo-ekonomik düzeyi ortalamanın altında olan vatandaşlarla buluşabilmeyi başarmıştır. Bir anlamda Anadolu Sermayesi olarak tanımlanan ve bazı kesimlerce Yeşil Sermaye olarakta belirtilen İslami Burjuvazi ve halk tabanı arasında etkileşim, iletişim ve siyaset köprüsü olabilmişledir. Oysa Özgür Özel ve arkadaşlarının geniş halk tabanında karşılıkları bulunmamaktadır. Özel ve ekibini destekleyen bir sermaye grubu da oluşmamıştır. Hem halkın hem de iş dünyasının desteğini alamayan siyasiler başarılı bir yürüyüş gerçekleştiremezler.

 

Bütün bunların dışında savunma sanayi, silahlı kuvvetler ve istihbarat yapısı iç içe geçmiştir. Güvenliğin sert gücünü oluşturan bu bileşenler aynı zamanda Türk Dış Politikasına yön vermektedirler. Buna göre Türkiye’de yönetsel bir değişim bir değişimin ötesinde güvenlik paradigmalarında da bir kırılmayı beraberinde getirecektir.

Milli İstihbarat Teşkilatı eski Müsteşarı Sönmez Köksal’ın 29 Eylül 2025’te verdiği röportajda belirttiği gibi Türkiye’de yönetsel bir değişimin bölgesel ve küresel etkileri olacaktır. Oysa önümüzdeki süreçte özellikle coğrafyamız bu değişime açık değildir.

 

13 Haziran 2023 Salı

TÜRKİYE SEÇİM SÜRECİ İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ MÜDAHALESİ VE ALGI TEORİLERİ

Algı teorileri yalnızca bireyleri etkilemek ve kişisel kaygıları yükseltmek için kullanılmaz. Çoğu zaman Türkiye’de aşamalı sosyal mühendisliğin ciddi bir aracıdır. 2023 Türkiye seçim sürecinde pek çok algı teorisi dolaşıma sokulmuştur. 


Cumhurbaşkanı Kaybedeceği Seçime Girmez: Bu teoriye göre mevcut Cumhurbaşkanı düşen bir trende sahipti. Buna göre bir seçim yaptırması uygun olmazdı ve seçimler askıya alınacaktı. 


Cumhurbaşkanı Başka Bir Adayı Öne Sürecek: Bu teori bir önceki teoriden beslenmekteydi. Buna göre popüler bir bakan seçilecek aday olarak gösterilecek ve kazanması durumunda yine eski Cumhurbaşkanı yönetimi perde arkasından idare edecekti. 


Cumhurbaşkanı Oğlu Ya Da Damadını Aday Gösterecek: Türkiye’nin demokratik durumunu oldukça kırılgan gösterebilmek için Türkiye, Azerbaycan ya da Orta Asya ülkeleriyle kıyaslanmaktaydı. Bu ülkelerde devlet başkanları uzun süre görevde bulunur ve aile bireylerini üst yönetimle taltif ederdi. Türkiye’nin aynı doğrultuda sunulması “dikta” endeksini öne çıkarmaya yönelikti. 


Cumhurbaşkanı Seçimleri Askıya Alacak-Sert Biçimde- : Bu teori Cumhurbaşkanı’nın başarısız olması ve bu doğrultuda görevi devretmemesini öngörmekteydi. Bunun için de Brezilya’nın popülist lideri Bolsanaro gibi seçim gecesi askerlere çağrıda bulunarak yönetimi devretmemeyi deneyecekti. 


Cumhurbaşkanı Seçimleri Askıya Alacak-Yumuşak Biçimde-: Bu teori Cumhurbaşkanı’nın başarısız olması ancak bu defa yumuşak yöntemlerle iktidarını sürdürmesini içermekteydi. Buna göre Cumhurbaşkanı parti taraftarlarına ve kitlesine çağrıda bulunarak meydan hareketleriyle seçimlerin askıya alınmasını gerçekleştirecekti. 


Gelinen gün itibariyle Türkiye’de demokratik seçimler gerçekleştirildi ve nihayete erdi. Algı teorileri ise asılsız olarak kalarak incelenmesi gereken vakalara dönüştü. Bu algı teorileri ile kısmi algı formatı gerçekleştirilmişti:


  • Seçmenin siyasi tercih iradesi sürüncemede bırakılmıştır
  • Seçmenin demokratik algısı gölgelenmek istenmiştir
  • Hayali senaryolar “hareketliliğe” kapı aralayacak aparat olarak sunulmuştur
  • Türkiye, lobi ve derecelendirme kuruluşları nezdinde sıkıştırılmak istenmiştir
  • Sosyal medya istihbaratının denemeleri yüksek seviyede gerçekleştirilmiştir. 

Türkiye seçimlerine istihbarat örgütlerinin müdahil oldukları bu teoriler ve sonuçları bakımından sabittir. Algı teorilerinin başarısızlıklarında “kesinlik” söz konusu değildir. Bu sebeple her algı teorisi kısmi başarılarıda göstermiştir. Algı teorileriyle mücadelede yasakçı sert yöntemler yerine algı deşifreleri ve karşı algı teorilerinin kurgulanmaları önemli görülmektedir. 

24 Ağustos 2022 Çarşamba

TÜRKİYE’DE İSTİHBARAT ŞİRKETLERİ KURULMASININ GEREKLİLİĞİ - II (ÖRNEK BİR ŞİRKET PROFİLİ OLUŞTURMAK)

Türkiye’de istihbarat birimi uzun yıllar boyunca her kurum ve kamuoyundan uzak kendi içerisine fevkalade dönük ve güncellemeleri yakalayamayan bir profil sergilemiştir. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın 2007’den itibaren bilgilendirme konferansı, kitapçığı, sanal müzesi ve tanıtım filmi hazırlaması global gelişmelere uygun gizliliğini koruyan ancak bilgilendirmeyi esas alan yeni bir kurumsal kültürü oluşturmuştur. Dönüşümün yaşandığı bir alanın mevcudiyeti gelişmiş güvenlik komplekslerine sahip ülkelerin yeni yapılarının Türkiye içerisinde ve Türkiye’ye özgü kurgulanarak uygulanacak gelişmelerin yapılandırılmasını kolaylaştıracaktır. Bu yapılardan en önemlisi ise istihbarat şirketlerinin kurulmasıdır. Türkiye’de son yıllarda üniversite ve düşünce merkezlerinde düzenlenen istihbarat eğitimlerinin varlığı artık istihbarat çalışmalarıyla ilgili sivil ve özel sahanın zihni hazırlığını sağlamıştır ve Türkiye’de özel istihbarat şirketlerinin kurulmasının vakti gelmiştir. Bir şirket kurmak için Milli İstihbarat Teşkilatından izin almaya gerek yoktur çünkü şirketlerin muhatabı Ticaret Bakanlığıdır. 

Bir şirketin ticaret unvanı, işletme adı ve türü bulunmak zorundadır. Unvan daha önceden bir sicil müdürlüğüne kayıt ettirilmemiş olmalıdır. Eğer bir kayıt bulunuyorsa ek yaparak yeni bir isim belirlenebilir. Genel ahlak ve ulusal bütünlüğe aykırı kelimeler kullanılamayacağı gibi Türk, Türkiye, Cumhuriyet, Millet gibi ifadelerinde kullanılması ancak yasal izne tabi olmakla birlikte bunlar dışında kısıtlayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Aşağıda yer verilen görselde “İstihbarat Müdürlüğü” ticaret unvanına sahip bir işletmenin ticari sicil müdürlüğüne kayıt ettirildiği görülebilir. 


Biz bu çalışmamız için örnek bir unvan ve isim belirleyebiliriz. 

ÖRNEK: Dinamik Stratejik İstihbarat Limited Şirketi (Ltd, Anonim, Kollektif… Şirket türünü ifade eder) 

Bireysel ve Kurumsal Dinamik Stratejik İstihbarat -> İşletme Adı

Bu noktadan sonra şirketin faaliyet alanı belirlenmelidir. Bu alanlara örnek olarak şunlar belirtilebilir: Tesis, bina, şahıs, şirket, kara, hava, deniz araçları hakkında stratejik tahminleri oluşturmak, mikro ve makro jeostratejik risk raporları oluşturmak, bu konularla ilgili bilgisayar, yazılım, kamera, mikrofon sistemlerinin alım-satım-pazarlama ve ihracatını yapmak…

Şirket resmi olarak kurulduktan sonra yurt içerisindeki müşterilerine hizmet verecektir. Bu hizmetler ise şu şekilde olabilir: 

- Şahıs, kurum, belge takibi ve analizi

- Kurum mali ve siyasi risk raporlarının oluşturulması

- Kurum güvenlik ve istihbarat eğitim programları danılmanlığı

- Psikolojik ve algı operasyonlarının icrası 

- Psikolojik analiz için mülakat tekniklerinin geliştirilmesi

- Güvenlik destekleyici bilgisayar ve kamera sistemlerinin kurulumu ve yapay zeka destekli çözümü


Bu haliyle örnek bir istihbarat teşkilatı hiçbir kamu kurumunun rakibi olmadığı gibi serbest piyasa içerisindeki istihbarat analizlerini teşvik edecektir. Aslında bir istihbarat şirketinin kuruluşunu ve faaliyetini yüksek seslerle eleştirmemek gerekir. Çünkü zaten özel şirketlerin insan kaynakları departmanları ve bankacılık sistemide kendilerine özgü istihbarat metodlar oluşturup kullanmaktadırlar. Finansal istihbaratın önem kazandığı günümüzde bankacılık ve finans şirketleri bu alanın “özel” boyutunu oluşturmaktadırlar. 

Türkiye’nin tam anlamıyla bir istihbarat şirketine ihtiyacı bulunmaktadır. Şirketlerin işlevselliği yükseldikçe müşterileri ve işbirliği gerçekleştirdiği partnerler arasında kamusal mercilerde bulunabilir. Bu durum kamu ve özel sektör işbirliğine uygun olan karma modeli yansıtmaktadır. Zaten şirketler yapısı gereği kolluk kuvvetlerinin çalışma prensibiyle aynı olamayacağı için bu durum istihbaratın yada kolluğun rakiplerinin oluşturulması olarak düşünülemez. 


Onur DİKMECİ 


23 Ağustos 2022 Salı

TÜRKİYE’DE İSTİHBARAT ŞİRKETLERİ KURULMASININ GEREKLİLİĞİ - I

Güvenlik kavramı merkezi siyasi yapılar tarafından üretilen ve devletlerin tekelinde tutulmasında hayati fonksiyon olarak addettikleri stratejileri içermektedir. Devlet-ulusal güvenlik ilişkisi aralarında ayrılmaz ilişki bulunmasına karşın bağları esnemekte ve araya yeni aktörler ve kavramlar girmektedir. Bu durum ulusal güvenliğin mükemmelliyetini sarsmamakla birlikte aksine kavramı güncelleyerek yeni yapısıyla bir model oluşturmaktadır. Devletlerin varlıklarını korumalarına karşın savunma sanayi sektörünün gelişmesi, özel girişim kavramının ulusal güvenlik içerisine girmesine yol açtı ve bu durumun somut sonucu olarak özel askeri şirketler kuruldu. Devletler iç ve dış hesap verilebilirliği aşması ve orduların kamuoyu baskısından kaçınmak için kayıp sayısını azaltmaya yönelik girişimler gibi ihtiyaçlar savunma alanındaki silahlı şirketleri vaz geçilmez kıldı. 

Günümüzde gelinen noktada ise gelişmiş güvenlik kapasitesine sahip ülkeler istihbarat şirketlerinin kurulmasına izin vererek özel sermayenin istihbarat gibi oldukça kapalı bir alanda yer almalarını sağladı. İstihbarat şirketleri, istihbarat üretim tekelini sarsmamakla birlikte devletlerin güvenlik mekanizmalarına oldukça olumlu katkılarda bulunmuştur: 

- İstihbari sektörde rekabet oluşmuştur

- Bu rekabet devlet ya da merkezi yapılara yönelik olmamakla birlikte istihbarat temin, analiz, kapsam, kavramıyla ilgili konuları içermektedir

-Şirketler bünyesinde ağırlıklı olarak eski istihbaratçılar ve analistler istihdam edildiğinden istihbarat bilimine haiz personel ya da akademisyenlerin tecrübe ve iktisadi döngüleri aktif tutulmaktadır

- Şirketlerin, resmi istihbarat kurumlarının yapıları gereği gerçekleştiremeyecekleri girişimlerde yer almaları muhtemeldir

- Şirketler, muhatap oldukları devleti dış istihbari faaliyetler sebebiyle uluslararası hukuki yaptırımlardan uzak tutmaktadır

- Şirketlerin, diğer şirketlerle, silah endüstrisi, üniversiteler ve Think Tanklarla iletişime geçebilmesi daha kolay ve şeffaf olmaktadır

- İstihbarat şirketleri yeni teknolojilere daha kolay adapte olurlar. Kurum yönetmeliği, memuriyet kanunu gibi kısıtlayıcı yasalara tabi değildirler

- İstihbarat şirketleri, düşünce merkezlerinden faydalanabilir ya da merkezler için bilgi üretebilir. Bu durum bu merkezleri beslemektedir

- Şirketler, düşünce merkezleri, devlet, devlete ait kurumlar ve şahıslara hizmet vermektedirler

- Şirketler ülke içerisinde; adam kaçırma, baskın, sabotaj, silahlı eylem, sorgulama gibi faaliyetlerde bulunamazlar

Bu gibi görev sahaları bakımından incelendiğinde özel istihbarat şirketleri, mensubu oldukları ülkenin lehine faaliyet gösteren ve istihbarat kavramına yeni anlayış getiren en önemli unsuru oluşturmaktadır. Şirketlerin kendilerini yenilemeleri daha kolay olduğu için resmi istihbarat teşekküllerine mensup personellerin akademik ve entelektüel gelişimlerinin desteklenmeside böylece daha kolay olmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle beraber güvenlik anlayışını güncelleyen Türkiye, güçlü ulusal güvenlik yapılarına sahip ülkelerde olduğu gibi istihbarat şirketlerini var etmek durumundadır. Bu durum Milli İstihbarat Teşkilatı’nın önem ve kapsamını daraltmaz çünkü resmi teşkilat ile kurulacak şirketler birbirlerinin rakibi durumunda olmayacaktır. 

27 Nisan 2019 Cumartesi

ONUR DİKMECİ KİMDİR?

Onur Dikmeci, İstanbul-Fatih’te dünyaya gelmiştir.  Mimarlık Fakültesi, İşletme Fakültesi, İktisat Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde okumuştur.
İşletme, Uluslararası İlişkiler, Ulusal Güvenlik, İstihbarat, NATO, Terörizm gibi alanlarda; Lisans-Yüksek Lisans-Sertifika Eğitimi gibi programlara devam etmiştir.

Bazı uluslararası kongrelerde güvenlik stratejileri ve TSK’nin dönüşümü ile ilgili bildirileri kabul edilmiştir.
Milli Güvenlik alanında 6 adet kitap yazmıştır. 
Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının kuruluşunda ya da yönetim kurullarında görev yapmıştır.
Özel İstihbarat Platformlarında, İstihbarat Sertifika Eğitim Koordinatörlüğü ve Stratejik Yönetim Danışmanlığı görevini yürütmüştür. 


Farklı sektörlerde faaliyet gösteren bireylerin ve kurumsal şirketlerin (İnşaat-Tekstil-Basın Yayın) Stratejik Yönetim Danışmanlığını yürütmüştür.

Daha önce yayımlanmış kitapları;

-Beyaz Kitap
-Devlet Aklı
-Milli Güvenlik Siyaset Notları

Yayıma Hazırlanan Kitapları; 

-Güvenlik ve Dış Politika Analizleri
-Yeni Ezoterik Düzen . 

25 Kasım 2018 Pazar

YENİ MİLLİYETÇİLİK: SİVİL, DEMOKRATİK ÖZGÜRLÜKÇÜ BİR TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ TEORİSİ


1789 Fransız İhtilâli belirli sınırlar dahilindeki bir ülkede mevcut siyasi sosyal yapının değişimini ifadeden çok daha öte anlamlar barındırmaktadır. O dönemdeki sınıflı toplum yapısında burjuvazi olarak adlandırılan ''orta sınıf'' kademenin, krallığa yaptığı ekonomik katkıyla doğru orantılı olmayacak şekilde elde edemediği siyasi hak ve teşebbüs, dönemin klüpleri ve locaları aracılığıyla da tepeden inmeci bir şekilde talep edildi. Bu talebin toplumun genel bir refahını sağladığını söyleyebilmek mümkün değildir. Fakat artık bir burjuvazi ideolojisi olarak doğan milliyetçilik hemen her ülkeye zaman içerisinde yayılacaktır. Tarım toplumunun kısıtlı ilişkilerine karşın, ticaretin gelişmesiyle beraber ilişkilerin artması da çarşıda pazarda kullanılacak ortak bir dil zorunluluğuna ihtiyaç olduğunu doğuruyordu. Bugün adından çok söz ettiğimiz ideoloji milliyetçilik işte bu tarihi kompozisyonda ''ortak'' değerlere vurgu yapan, ekonomik bir sınıfın isteklerini karşılayabilme gayretiydi ve kendi döneminde her daim liberalizm ile eş adlandırıldı.

Osmanlı Devleti'nin sınıfsız yapısı aslında yalnızca Fransız İhtilâli değil, 1830-1848 İhtilâllerine de kayıtsız kalmasını ortaya çıkarmıştır. Gerçekten de Osmanlı döneminde Türk Milliyetçiliği bir Türk Burjuvazisinin eseri değil bunun yerine ekseriyeti asker olan seçkin bir zümrenin anti tez uygulamasıydı. 1865 yılından itibaren ortaya çıkan dünyayı takip eden ve hürriyete vurgu yapan bir meclis sayesinde dağılmanın önlenebileceğini öne süren Jön Türklerin ardıllarıda aslında aynı görüşteydi. Yani Osmanlıcılık ve İslamcılık adeta paralel bir seyir izlemiştir. Fakat diğer ulusların milliyetçi talepleri neticesinde birer birer devletten kopmaları sonucunda elde kalan son çare olarak bir anti tez biçiminde Türkçülük uygulanmak istenmiştir. Fakat milliyetçilik ile alakalı bütüncül çalışmaların bile Türk kökenli olmayanlar tarafından ortaya koyulduğu düşünüldüğünde aslında milliyetçilik uygulamalarında ne denli hazırlıksız olunduğu ortaya çıkmaktadır.

Batı dünyası aydınlanma sanayileşme kentleşme üçlüsünü aynı doğrultuda yaşayabildiğinden ötürü burjuva ideolojisi olarak doğan milliyetçilikte zamanla kentli, modernist ve aydın bir zümrenin ifadesi biçimine gelmiştir. Bu durum batı standartlarında milliyetçiliğin elitist bir idea olduğunu göstermez çünkü ideal toplum tipi zaten anılan bu özelliklere haiz olandır.

Osmanlı İmparatorluğundan Ulus Devlete intikal ve ilk dönemlerde, batı standarlarındaki ölçütün hiç değilse yakalanabilmesi için aşırı uygulamalara yer verildi öyle ki Tarih Kongresinde ''Evet Türkler göçebedir bu onların özelliklerindendir'' diyen Zeki Velid Togan, neredeyse linç edilecek ülkeyi terk edecek ve uzun süre dönmeyecekti...

Soğuk Savaş döneminden itibaren Türk Milliyetçiliği anti komünizm üzerinden sembolize edilmiştir. Buna göre bir milliyetçi ne derece anti komünist, işçi muhalifi, dini eylem ya da ağırlıklı olarak söylemleri tatbik etmişse ülküsünde o oranda samimi sayılmıştır. Milliyetçilik özellikle batı dışı toplumlarda kendi rönesansını yaşayamadı ve retorik ile kavramların sembolleştirilmesi üzerinden emek ve demokrasi karşıtlığında bayrağı neredeyse en önde taşıdı.

1969 Adana Kongresi ile siyasi milliyetçi arenada var olacak parti o tarihten itibaren asla iktidar olamadı ve yüzde üç ile on sekiz arasında değişen barometrede dalgalı bir seyir izledi. Aslında milliyetçiliğin siyasi arenada temsili hiçbir zaman dönemin bürokratik koşullarından kopamadı. Bürokrasi anti komünist olduğunda siyasi milliyetçilikte anti komünistti. Bürokrasi laiklik hassasiyetini dile getirdiğinde siyasi milliyetçilerde laiklik mitingi düzenliyorlardı. Bürokrasi eski ekolün yerine yeni bir anlayış işlemek istediğinde siyasi milliyetçilikte bunun savunucusu oluyordu. Bu sebeple siyasi milliyetçilik ve milliyetçiler; özgün, demokratik, sivil mizaçlı bir anlayış ortaya koyamadılar. Oysa siyasi meselelerin düşünsel arka planlarını açıklayamayan grupların bir açılım gerçekleştirebilmeleri mümkün değildir. Bu durumda bir ideolojinin mensuplarının çoklu disiplinler ile bir çıkarım yapabilmesiyle söz konusudur.

Günümüzde Türk Milliyetçiliği evrensel milliyetçiliğin ana prensiplerinin aksine; ekonomiye ilgisiz, analizcilerini var edememiş ve en önemlisi topluma yönelik strateji belirleyememiştir. Örneğin terör devlet güvenliğini ilgilendiren bir meseledir ve doğal olarak milliyetçiliğin ilgisi dahilindedir. Fakat değişen trendler Türk toplumunun güvenliğe bakışınıda etkilemiş ve ekonomi, sosyal-bireysel güvenlik, ekoloji gibi kavramlarını üst sıralara yükseltmiştir. Bu noktada siyasi milliyetçilik duruma hazırlıksız yakalanmış eski söylemlerinden beslenen manifestoları yinelemiş, buna bağlı olarakta belirli sıçrama gerçekleştirememiştir. 


O halde demokratik sivil bir milliyetçiliğin inşasının gerçekleştirilebilmesi için mevcut siyasi milliyetçi parti ve bakış ile alakalı bazı yenilikleri sıralamamız gerekecektir:

 -Devletçi otoriter milliyetçilikten halkçı liberal milliyetçiliğe yönelim söylem ve eylemlerde hayata geçirilmelidir. Türkiye’nin kozmopolit multiculturel yapıya dönüştürülmesi işlenmelidir. Din, dil, etnisite serbestliği sağlanmalı, belediyeler kaldırılmalı valilik ve belediye makamı birleştirilmelidir. Örneğin Milliyetçiler Ruhban Okulu'nun açılmasına neden karşıdır? Patrikhane'nin tamamen kapatılmasını hangi gerekçelerle kabul edebilir? Milliyetçiler 6-7 Eylül 1955 olaylarıyla beraber İstanbul'un İmparatorluk kenti olma vasfını yitirdiklerini neden sorgulamazlar? Çünkü siyasi milliyetçilik kulvarında tek tipçi yaklaşım her zaman makbul olmuştur. Soru ve sorgu bununda dışında hak ve insan merkezli yaklaşım, parti içi katı hiyeraşiyi sarsacak  bu durum ise parti organlarının ''yarı tanrılık vasıflarını'' ortadan kaldıracaktır. 



-Politik dönüşümün mihenk taşı kadınlardır. Partide kadınlar oldukça ön plana çıkartılmalı, kadın il-ilçe başkanları olmalı, kadınların ayrı ve ikincil kategori olmadıklarını uygulamak için kadınlar kolları kaldırılmalıdır. Her kademede düşünce ve kıyafet yönünden modernist, sosyal, bilişim sistemlerini etkin kullanan kadınlara yer verilmelidir. 


- Yeni dünya gerekliliği dijital medeniyete uygun olarak Parti bünyesinde Dijital Ödemeler Birimi oluşturulmalı buna somut örnek olarak Genel Merkezde Dijital Atm hayata geçirilmelidir. Genel Başkan İl İlçe Başkanlarıyla her hafta sanal çevrimiçi toplu konferans gerçekleştirmeli parti içi aktif dijital iletişim tesis edilmelidir. 

 -Parti bütçesinden finanse edilmek suretiyle Yenilikçi Yöneticilik Okulu/YYO oluşturulmalı. Başarılı olan gençler Harvard, Oxford gibi üst düzey eğitim kurumlarına yerleştirilmeli bütün masrafları parti bütçelerinden karşılanmalıdır. 

-Ülkü Ocakları mevcut haliyle devam edemez kapatılmalıdır. Yalnızca illerde temsilciliği bulunacak vakıf kati surette parti çalışmalarından uzak tutulmalı, profesyonel kişilerin içerisinde istihdam edilmeleriyle ciddi ve profesyonel eğitim-kültür faaliyetleri yürütülmelidir. Partide illere ve ilçelere bağlı Gençlik Kolları oluşturulmalı, gençlik kolları başkanları demokrasiyi pratik sahada öğrenebilmeleri için seçimle iş başına gelmelidirler. 


İşte yenilikçi bir milliyetçilik ve milliyetçi parti için ilk aşamada atılması gereken adımları bu biçimde sıralayabiliriz. Elbette seçenekler artırılacaktır. Milliyetçiliğin kabuk değiştirme sürece ne denli dünya ile entegre, kadınlara ve gençlere yönelik, demokratik, sivil, liberal ekonomi ve sosyoloji ile ilgiliyse Türk düşünce dünyasının çeşitliliği, medeniyete katkıları ve Türkiye'nin mevcut konumu da hak ettiği seviyede olacaktır.