21 Ağustos 2026 Cuma

TÜRKİYE'DE MİLLİYETÇİ LİG KURULMA İHTİMALİNİN BAŞARISIZLIĞI VE SİSTEMİN ARTAN ALTERNATİFSİZ GÜCÜ

 

Türkiye siyasetinde Milliyetçi bir cephenin kurulma ihtimali son günlerde yeniden gündeme taşındı. Milliyetçi halkada tanımlanan partilerin görüşme teşebbüsleri bu yönde bir ittifakın mümkün olup olmadığını analiz etmeye itmiştir.

Siyasi tarihte, Milliyetçi Birlik ya da Vatanseverler Birliği köken olarak Fransa’ya dayanmaktadır. Fransız İhtilali’nin getirdiği yeni akım milliyetçi ideolojileri doğurmuştur. Bu iklimde 1882 yılında bir grup Fransız entelektüel bir araya gelerek bağımsız bir teşekkül olan Vatanseverler Birliğini kurmuşlardır. Bu birlik fikir münasebetlerinin yanı sıra beden talimlerini de içermekteydi ve bu haliyle sonraki yüzyıldaki Naizst ve Faşist akımların ilham kaynağı olmuştur. Fransız Vatansever Birliği iç gerekliliklerden ziyade Prusya Savaşı’nın ikliminde hayat bulmuştu. Altyapısı tepkisellikten de beslenmekteydi. 19. Yüzyıldaki bu miras ulus devletlerin kurulması ve modern siyasi partilerin yapılanmasından sonra zaman zaman ağırlıklı olarak Avrupa siyasetinde yeniden gündeme geldi. Fransa, Almanya, Hollanda gibi ülkelerde milliyetçi partiler yükselişe geçtiler ya da aralarında bir ‘Milliyetçi Lig’ kurmaya gayret ettiler. Özellikle düzensiz göç hareketlerinin artması yeni milliyetçi partilerin ve söylemlerin yükselmelerini beraberinde getirmiştir.

Türkiye’nin çok partili çağdaş siyasal yaşamında Milliyetçi Cephe hükümetleri 1970’lerin atmosferinde kurulmuşlardır. Ancak Milliyetçi Cephe’nin ana bileşen hiçbir zaman milliyetçi bir parti olmamış bunun yerine muhafazakar hatta tarikat benzeri yapılanmalara bünyesinde yer veren Merkez Sağ ideolojili Adalet Partisi olmuştur. Ancak o dönemdeki milliyetçilik, anti-komünizm merkezli kurgulandığından merkez sağ veya muhafazakar akımlarla iç içe geçmiş bir yapıyı temsil etmektedir. Sosyal demokrasi ve sol söylemlerin yükseldiği dönemde  Ordu’nun desteğiyle kurulan cephe hükümetleri siyasi istikrarı sağlayamamış ve 1979’da ki hükümet başarısızlığından sonra askeri darbe dönemine girilmiştir.

Güncel olarak ise Türkiye’de yeni bir milliyetçi cephenin kurulma olasılıkları üzerinde durulmaktadır. Bu olasılıkları yan başlıklar halinde analiz edelim:

 

Milliyetçilik dinamolu Partinin Belirsizliği: Her ne kadar milliyetçilik şahıs veya zümrelerin tekelinde bulunmasa da Türkiye’de siyasi milliyetçiliğin ana aktörü Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Siyasi milliyetçilik tanımı MHP hatta Ülkü Ocakları olmadan asla yapılamaz. Ülkü Ocakları, MHP’nin yan kuruluşu olmasına rağmen tarihsel bağlamda hiyerşide MHP’nin bile üzerinde görülmüştür. Milliyetçi Hareket Partisi, bir devlet politikası gereği Cumhur İttifakı’na katılmış ve kendi tüzel kişiliğini küçülterek Cumhurbaşkanlığı makamının güçlendirilmesi stratejisine uymuştur. MHP’nin, milliyetçi cephe ittifakına katılması mümkün olmadığına göre bu yönde bir birliğin teşekkülü bile temsil krizi yaşayacaktır.

Siyasi Liderlerin Ego Çatışmaları: Türk siyasetindeki siyasi partiler kanunu siyasi partilerin delege sistemiyle teşkilatlanmasını getirmiştir. Bu sebeple genel başkanların kongrelerle değişmesi birkaç istisna dışında mümkün olmamıştır. Bir anlamda tek adamcı siyasi parti düzenleri mevcuttur. Tek Adam olan Genel Başkanların kişisel ve siyasi egoları kendilerinden taviz verme ihtimalini ortadan kaldırır ve ittifak görüşmeleri sürüncemede kalır.

Devlet Sisteminin Artan Gücü: Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri merkezi idarenin gücü üzerine işlemektedir. Merkezi devlet anlayışı son dönemde dahada güçlenmiştir. Bu yeni anlayışta güvenlik bürokrasisinin vesayet odağı olma durumu ortadan kaldırılmıştır.  Ancak güvenlik bürokrasisi kendi içerisinde daha da profesyonel ve güçlü hale gelmiştir. Bir anlamda Cumhurbaşkanlığı gözetiminde güçlü bir güvenlik bürokrasisi inşa edilmiştir. Bu inşa sonunda savunma sanayi ve dış politika stratejileri güncellenerek iç içe geçmiştir. Yeni güvenlik belgelerinin oluştuğu Türkiye’de farklı iç ve dış politika söylemindeki milliyetçi cephe ittifakı devlet aygıtı tarafından tehdit olarak algılanabilir. Bu algılanış ise milliyetçi lig ihtimalini daha doğmadan bitirecektir.

İdeolojik Çarpışma: 1970’li yılların milliyetçiliği yalnızca anti komünizm merkezliydi. Yan nüansları bulunmakla birlikte anti komünist olan her kişi aynı zamanda bir milliyetçi de kabul edilebilirdi. Fakat günümüzde Türkçülük, muhafazakar milliyetçilik, merkez milliyetçilik partilerce temsil edilmektedir. Milliyetçilik çeşitlenmiş ve bölümlere ayrılarak siyasi arenada kendisine yer bulmuştur. Bu atmosferde partilerin ve tabanların uyuşması zordur. Kitleler Cumhur İttifakı ya da iktidar muhalifliği üzerinden de bir araya getirilemezler. Bu karşıtlığı kullanan ana muhalefet partisi yıllarca başarılı olamamıştır.

 

Liderlik sorunları, son mutabakatlarda yaşanabilecek pürüzler, milliyetçi partilerin yeniden içeriden bölünme ihtimalleri gibi onlarca seçenek daha bu analizlere eklenebilir.

Türkiye’de milliyetçi tonlu bir araya gelerek bir lig veya ittifak kurma ihtimalleri bir heyecandır ancak siyaseten karşılığının bulunması olanak dışıdır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin en önemli stratejilerinden biri parti ve ideolojilerin yeniden kurgulanmalarıdır. Bu bir yönetim yöntemidir. Ve bu yöntemin güçlendirilmesi sistemin kendisini koruma refleksidir.

 

10 Haziran 2026 Çarşamba

SİYASİ GÜÇ İSTİKRARI, SİLAHLI BÜROKRASİ VE MÜMKÜN OLAMAYACAK SİYASİ RESTORASYON VAADLERİ

 

Bir devletin kurulması mobilya bir dolabın kurulmasına benzemez. Yani mobilya malzemesi olan ağacı bulup işlemek daha sonra bunu vida ve bağlantı yerleriyle bütünleştirmek ayrı bir eylemdir. Ancak devlet kurmak rejim ve topyekun Anayasa değişikliğiyle mümkün hale gelebilir. Neticede Türkiye Cumhuriyeti de bu şekilde kurulmuştur. Polis, zabıta, askeri teşkilat yani bürokrasi ile toplum yerli yerindedir. Fakat yeni bir sistem var edilmiştir. Bu sistemle yeni eğitim kurumları ve kamu birimleri oluşturulabilir. Bu adımlar tamamen yeni bir devletin kurulduğu anlamına gelmez.

Devlet kurmak için koşullar aşağı yukarı bellidir. İdeoloj, gençlik teşkilatları, bürokratik kadrolaşmalar, sermaye yapısı ve rejim değişikliği ilk etapta yeterli bileşenleri oluşturur. Türkiye’de 2017 referandumu ve 2018 genel seçimleriyle beraber parlamenter sistem noktalanmış yani rejim değişikliği yaşanmıştır. Ayrıca yönetsel erk kapsamlı ve keskin olamasa da demokratik muhafazakarlık altında ideolojik temellendirme yapılmaya çalışılmıştır. Yönetici güç sivil toplum kuruluşları ve gençlik yapılanmalarıyla bu ideolojik misyonunu tutkal hale getirebilmeyi amaçlamaktadır. Üniformalı ya da üniformasız bürokratların tamamına yakını mevcut Cumhurbaşkanı döneminde görevlendirilmiştir. Ordu ve istihbarat kadroları bütünüyle yenilenmiştir. Doksanlı yıllarda İstanbul sermayesi olarak gösterilen ve vesayetçi yapıyla geçirgen olduğu öne sürülen TÜSİAD ağırlığını korumasına rağmen siyasi imtiyazını kaybetmiştir. Bütün bu değerlendirmelerden aslında yeni bir devletin kurulduğunu öne sürmek iddialı olmayacaktır.

Yeni tesis edilen devletlerde siyasi partilerde gözetime tabi tutulurlar. Bu durum rejimin güvenliği açısından önemlidir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında rejim gözetimde ve onayında kurulan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Fırka bu duruma örnektir. Sonraki yıllarda hayata geçirilen Demokrat Parti de bir anlamda ‘Muvazaa Parti’ hükmündedir. Partinin kurucularından olan Celal Bayar, İsmet İnönü’den bizzat onay almış, laiklik ve dış politika konularında tamamen mutabık olduklarını belirtmişlerdir. Zaten Adnan Menderes te, Atatürk’ün prenslerindendir. Aslında Milliyetçi Demokrasi Partisi, Demokratik Türkiye Partisi, Yeni Türkiye Partisi gibi siyasi girişimler konjonktürel yapılanmalardır. O dönemin şartları bu partileri var etmiştir. Türkiye’de rejim yani bürokratik güç/Devlet Aklı/ istediği sürece bazı partiler var olabilmişledir.

Türkiye’nin bu siyasi geleneğinin değiştiğini ifade edebilmek olanaksızdır. Yeni bir rejimde ve bu denli büyük bir yürütme gücünde siyasi partilerin tek başlarına önemli bulunmamaktadır. Ancak şunu da analiz etmeliyiz ki yürütme gücü; istikrar, polis ve adliye bileşenlerinden oluşmaktadır. Yani kültürel dönüşüm yine de istenildiği oranda gerçekleşmemiştir. Bu durumu toplum yapısının artan seküler eğilimlerinden ortaya koyabiliriz. Hal böyleyken önemli siyasi partilerden olan CHP ve MHP’nin rejimi etkilemeleri beklenemez. Zaten yönetsel erk buna izin vermeyecek ve çok parçalı bir siyaseti gündeme getirecektir.

Bu siyasi zeminde Türkçüler, Türk İslam Milliyetçileri, Muhafazakar Milliyetçiler, Merkez Sağ, Sosyal Demokratlar, Ulusalcı Atatürkçüleri temsilen siyasi partilerin var edilmeleri bürokratik istikrar bakımından önemlidir.

Aslında gerçekçi bir teoriyle öne sürülebilir ki iktidar gücünün 2030’ların ortalarına kadar değişmesi olanaklı değildir. Çünkü siyasi partiler bu değişimi yaratabilecek etkilerden oldukça uzaklardır. Ayrıca yönetsel kademedeki bir değişikliğin bölgesel ve küresel bakımından da yansımaları olabilir.

Türkiye’de mevcut durumda 1000 civarı savunma şirketi bulunmaktadır. Savunma şirketlerinin, Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, ASELSAN, HAVELSAN gibi bürokratik birimler ve şirketlerle ortaklıkları bulunmaktadır. Yani sert güç bileşenleri iç içe geçmiş vaziyette yönetsel erkin etrafında kümelenmiştir. Aynı zamanda bu konsensus, milli güvenlik ve dış politika parametrelerini de belirlemektedir. Üstelik Türkiye eskisine nazaran çok daha merkezi bir ülkedir. Geçmiş yıllarda da merkezin etkisi büyüktü ancak koalisyonlar ya da belediyelerin artan yetkileri küçük güç odakları olarak beliren ekolleri var ediyordu. Ancak gelinen süreçte merkez tek rakipsiz, bölünemez ve devredilemez bir kuvvet olarak öne çıkmıştır. Hulasa 2030’lu yıllarda bile bir iktidar değişikliği yaşanacaksa bu değişimi tamamen sivil kadrolar yaratamazlar. Sivil siyasetçilerin hatta İçişleri ve Adalet Bakanlıkları dışında sivil bürokratların bile silahlı gücü yoktur. Oysa bölgesel ve küresel çatışmalar sert gücün önemini dahada artırmıştır. Türkiye’de önümüzdeki 20-30 yıl içerisinde güvenlik bürokrasisinden yetişmeyen kişilerin Devlet Başkanı olmaları olanaksızdır. Dış politika, silahlı bürokrasi, savunma sanayi, iletişim, asimetrik iletişim ve savaş birbirleriyle hemhal olmuştur. Bu durumu tersine çevirmek bir müteahhit, doktor, sanayici, ilahiyatçı, maliyeci gibi kişilerin misyonlarını aşmaktadır. 2030’lara kadar sürecek mevcut siyasi güç, bu tarihlerden sonra muhtemelen yine bu gücün onayıyla içerisinden çıkardığı kadrolarla farklı renklerde devam edecektir.

 

 

 

1 Haziran 2026 Pazartesi

TÜRKİYE'DE MAĞDURİYET SİYASETİ HER ZAMAN KAHRAMAN YARATABİLİR Mİ? ÖZGÜR ÖZEL NEDEN TAYYİP ERDOĞAN OLAMAZ?

 

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı’nda delegelerin oy hakkında müdahale gerekçesiyle mahkeme tarafından Mutlak Butlan kararı verilmiş ve mevcut Genel Başkan Özgür Özel bu kararı tanımayacağını belirtmişti. Siyasi teorilere göre Özel ve arkadaşları mağdur olmuştu ve yeni bir siyasi yapılanma kurabilirdi. Bu teoriler nezdinde Özel’in mağduriyeti, geçmiş yıllarda Recep Tayyip Erdoğan’ın mağduriyetiyle paralel addedilmiş ve yeni bir siyasi başarı hikayesinin doğacağı iddia edilmiştir. Bu durumun bazı farklar bakımından bu yönde olamayacağı maddeler halinde bu çalışmada incelenmiştir.

Siyasi Liderlik ve İdeolojik Katalizör Farkı: Recep Tayyip Erdoğan, Refah Partisi İl Başkanlığı döneminden itibaren siyasetin gündemini oluşturmaya başlamıştı. Etkileyici hitabı, ilginç vurgulamaları ve akıcı diksiyonu karizmatik lider profilini pekiştirmişti. Fazilet Partisi’nin kapatılmasından sonra Erdoğan, Yenilikçi Grup içerisinde ‘Eşitler Arsında Birinci’ konumundaydı. Abdullah Gül, Bülent Arınç, merkez sağ partilerde olgunlaşan Cemil Çiçek gibi figürlerde de liderlik potansiyeli bulunmaktaydı. Yani bir anlamda Yenilikçi Muhafazakar Demokratlar bir kadro hareketi olarak gelişiyordu. Bu yenilikçi hareketin ise Milli Görüş’ten itibaren kendilerine ait bir ideolojileri vardı. Dindarlığın demokrasi ve kendisine özgü devletçi prensiplerle sentezlendiği ideoloji Osmanlı kimliğine de sıkça atıfta bulunuyordu. Değişken nüanslarına rağmen taban ve özellikle gençler için teşvik edici bir ideoloji sunuluyordu. Özgür Özel ise siyasi tecrübesine rağmen karizmatik bir duruş sergileyememişti. Kadro hareketi olmaktan uzak Özel grubunun ise sunabildikleri bir ideoloji yoktu.

Konjonktürel Durum Farklılığı: AK Partinin iktidara geliş yılına kadar Türk siyaseti genel olarak koalisyonlar dönemini yaşamıştır. Aslında bir uzlaşının siyasi karşılığı olması gereken koalisyonlar Türkiye’de istikrarsızlık doğurmuş ve bu istikrarsızlıklar demokrasi dışı müdahale pratiklerini getirmiştir. Güçlü ve tek sesli bir yapının kendisine göre dezavantajlarıda bulunmakla birlikte milletin temsili ve siyaset dışı güçlerin kademeli engellenmesi gibi olumu faktörler halk tarafından benimsenmişti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de kendi içerisinde partilerin görüşmelerini ve kimi durumlarda ittifakını gerektirmektedir. Ancak bu ittifak uzlaşıyı beslemektedir. Siyasi istikrardan vaz geçilme olasılığı seçmen nezdinde bir handikap olarak kabul edilmiştir.

Devletin Algılanış Biçimindeki Farklılık: Recep Tayyip Erdoğan kadrosu ve şahsi karizmasına rağmen dönemsel olarak devleti temsil eden güçlerle açıktan çatışmamıştır. Bu haliyle bir anlamda ‘Dikleşmeden Dik Durma’ misyonunu temsil etmiştir. Türkiye üniter bir devlettir ve merkezi idare birçok Avrupa ülkesine göre çok daha güçlüdür. Merkezin etkisi ve yetkisi yerel birimler üzerinde oldukça etkindir. Bir anlamda Ankara’ya hakim olan uzun yıllar devleti temsil eden güvenlik bürokrasisine hakim olarak ülkeyi yönetmektedir. Bu yöndeki bir siyasi yapıda açıktan devletle çatışmaya girerek başarı kazanmak mümkün değildir. Özgür Özel’in her daim mahkeme kararını tanımıyoruz çıkışı ve Cumhurbaşkanı’nı hedef göstermesi gerçekçi bir tavır değildir. Elbette siyasiler haklarını arayacak bununda dışında siyasi girişimlerde bulunacaklardır. Ancak Türkiye’de parti-devlet kaynaşması kendisine özgü bir modeli var etmiştir. Bu şekilde tesis edilmiş siyasi bir yapıda uzun vadeli ve on yıl ve ötesini kapsayan iktidar planları oluşturmak daha rasyonel bir seçenek olarak kabul edilebilir.

Rejim Değişikliği Farklılığı: Parlamenter sistem koalisyon oluşturulmasını beraberinde getirse de iktidar olabilmek için koalisyon tek geçerli şart değildir. Meclis çatısı altında Güvenoyu alınabilecek sayıda milletvekiline sahip olunması partilerin iktidarı için yeterlidir. Nitekim 2002 seçimlerinde Ak Parti yüzde 34’lük bir oy oranıyla tek başına iktidar olabilmiştir. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde Cumhurbaşkanı olarak seçilmek ve sistemin en güçlü figürü olarak ülkeyi yönetebilmek için en az yüzde 50 artı 1’lik oy oranına ulaşabilmek gereklidir. Böylesine büyük bir başarıyı yakalayabilmek güçlü liderlik, geniş  halk kitlelerinin ittifakı ve söylem istikrarıyla mümkündür.

Seçmen ve Sermaye Farklığı: Erdoğan ve arkadaşları Müslüman diğer ülkelerden çok farklı bir başarı yakalamışlardı. Zaten bu durum islamcı siyasete eleştirel tavrı olan Fransız Siyaset Bilimci Oliver Roy gibi akademisyenler tarafından da hayretle ortaya koyulmuştur. Erdoğan ve arkadaşları Mısır, Tunus ve Cezayir’den farklı olarak sosyo-ekonomik düzeyi ortalamanın altında olan vatandaşlarla buluşabilmeyi başarmıştır. Bir anlamda Anadolu Sermayesi olarak tanımlanan ve bazı kesimlerce Yeşil Sermaye olarakta belirtilen İslami Burjuvazi ve halk tabanı arasında etkileşim, iletişim ve siyaset köprüsü olabilmişledir. Oysa Özgür Özel ve arkadaşlarının geniş halk tabanında karşılıkları bulunmamaktadır. Özel ve ekibini destekleyen bir sermaye grubu da oluşmamıştır. Hem halkın hem de iş dünyasının desteğini alamayan siyasiler başarılı bir yürüyüş gerçekleştiremezler.

 

Bütün bunların dışında savunma sanayi, silahlı kuvvetler ve istihbarat yapısı iç içe geçmiştir. Güvenliğin sert gücünü oluşturan bu bileşenler aynı zamanda Türk Dış Politikasına yön vermektedirler. Buna göre Türkiye’de yönetsel bir değişim bir değişimin ötesinde güvenlik paradigmalarında da bir kırılmayı beraberinde getirecektir.

Milli İstihbarat Teşkilatı eski Müsteşarı Sönmez Köksal’ın 29 Eylül 2025’te verdiği röportajda belirttiği gibi Türkiye’de yönetsel bir değişimin bölgesel ve küresel etkileri olacaktır. Oysa önümüzdeki süreçte özellikle coğrafyamız bu değişime açık değildir.

 

13 Haziran 2023 Salı

TÜRKİYE SEÇİM SÜRECİ İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİ MÜDAHALESİ VE ALGI TEORİLERİ

Algı teorileri yalnızca bireyleri etkilemek ve kişisel kaygıları yükseltmek için kullanılmaz. Çoğu zaman Türkiye’de aşamalı sosyal mühendisliğin ciddi bir aracıdır. 2023 Türkiye seçim sürecinde pek çok algı teorisi dolaşıma sokulmuştur. 


Cumhurbaşkanı Kaybedeceği Seçime Girmez: Bu teoriye göre mevcut Cumhurbaşkanı düşen bir trende sahipti. Buna göre bir seçim yaptırması uygun olmazdı ve seçimler askıya alınacaktı. 


Cumhurbaşkanı Başka Bir Adayı Öne Sürecek: Bu teori bir önceki teoriden beslenmekteydi. Buna göre popüler bir bakan seçilecek aday olarak gösterilecek ve kazanması durumunda yine eski Cumhurbaşkanı yönetimi perde arkasından idare edecekti. 


Cumhurbaşkanı Oğlu Ya Da Damadını Aday Gösterecek: Türkiye’nin demokratik durumunu oldukça kırılgan gösterebilmek için Türkiye, Azerbaycan ya da Orta Asya ülkeleriyle kıyaslanmaktaydı. Bu ülkelerde devlet başkanları uzun süre görevde bulunur ve aile bireylerini üst yönetimle taltif ederdi. Türkiye’nin aynı doğrultuda sunulması “dikta” endeksini öne çıkarmaya yönelikti. 


Cumhurbaşkanı Seçimleri Askıya Alacak-Sert Biçimde- : Bu teori Cumhurbaşkanı’nın başarısız olması ve bu doğrultuda görevi devretmemesini öngörmekteydi. Bunun için de Brezilya’nın popülist lideri Bolsanaro gibi seçim gecesi askerlere çağrıda bulunarak yönetimi devretmemeyi deneyecekti. 


Cumhurbaşkanı Seçimleri Askıya Alacak-Yumuşak Biçimde-: Bu teori Cumhurbaşkanı’nın başarısız olması ancak bu defa yumuşak yöntemlerle iktidarını sürdürmesini içermekteydi. Buna göre Cumhurbaşkanı parti taraftarlarına ve kitlesine çağrıda bulunarak meydan hareketleriyle seçimlerin askıya alınmasını gerçekleştirecekti. 


Gelinen gün itibariyle Türkiye’de demokratik seçimler gerçekleştirildi ve nihayete erdi. Algı teorileri ise asılsız olarak kalarak incelenmesi gereken vakalara dönüştü. Bu algı teorileri ile kısmi algı formatı gerçekleştirilmişti:


  • Seçmenin siyasi tercih iradesi sürüncemede bırakılmıştır
  • Seçmenin demokratik algısı gölgelenmek istenmiştir
  • Hayali senaryolar “hareketliliğe” kapı aralayacak aparat olarak sunulmuştur
  • Türkiye, lobi ve derecelendirme kuruluşları nezdinde sıkıştırılmak istenmiştir
  • Sosyal medya istihbaratının denemeleri yüksek seviyede gerçekleştirilmiştir. 

Türkiye seçimlerine istihbarat örgütlerinin müdahil oldukları bu teoriler ve sonuçları bakımından sabittir. Algı teorilerinin başarısızlıklarında “kesinlik” söz konusu değildir. Bu sebeple her algı teorisi kısmi başarılarıda göstermiştir. Algı teorileriyle mücadelede yasakçı sert yöntemler yerine algı deşifreleri ve karşı algı teorilerinin kurgulanmaları önemli görülmektedir. 

24 Ağustos 2022 Çarşamba

TÜRKİYE’DE İSTİHBARAT ŞİRKETLERİ KURULMASININ GEREKLİLİĞİ - II (ÖRNEK BİR ŞİRKET PROFİLİ OLUŞTURMAK)

Türkiye’de istihbarat birimi uzun yıllar boyunca her kurum ve kamuoyundan uzak kendi içerisine fevkalade dönük ve güncellemeleri yakalayamayan bir profil sergilemiştir. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın 2007’den itibaren bilgilendirme konferansı, kitapçığı, sanal müzesi ve tanıtım filmi hazırlaması global gelişmelere uygun gizliliğini koruyan ancak bilgilendirmeyi esas alan yeni bir kurumsal kültürü oluşturmuştur. Dönüşümün yaşandığı bir alanın mevcudiyeti gelişmiş güvenlik komplekslerine sahip ülkelerin yeni yapılarının Türkiye içerisinde ve Türkiye’ye özgü kurgulanarak uygulanacak gelişmelerin yapılandırılmasını kolaylaştıracaktır. Bu yapılardan en önemlisi ise istihbarat şirketlerinin kurulmasıdır. Türkiye’de son yıllarda üniversite ve düşünce merkezlerinde düzenlenen istihbarat eğitimlerinin varlığı artık istihbarat çalışmalarıyla ilgili sivil ve özel sahanın zihni hazırlığını sağlamıştır ve Türkiye’de özel istihbarat şirketlerinin kurulmasının vakti gelmiştir. Bir şirket kurmak için Milli İstihbarat Teşkilatından izin almaya gerek yoktur çünkü şirketlerin muhatabı Ticaret Bakanlığıdır. 

Bir şirketin ticaret unvanı, işletme adı ve türü bulunmak zorundadır. Unvan daha önceden bir sicil müdürlüğüne kayıt ettirilmemiş olmalıdır. Eğer bir kayıt bulunuyorsa ek yaparak yeni bir isim belirlenebilir. Genel ahlak ve ulusal bütünlüğe aykırı kelimeler kullanılamayacağı gibi Türk, Türkiye, Cumhuriyet, Millet gibi ifadelerinde kullanılması ancak yasal izne tabi olmakla birlikte bunlar dışında kısıtlayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Aşağıda yer verilen görselde “İstihbarat Müdürlüğü” ticaret unvanına sahip bir işletmenin ticari sicil müdürlüğüne kayıt ettirildiği görülebilir. 


Biz bu çalışmamız için örnek bir unvan ve isim belirleyebiliriz. 

ÖRNEK: Dinamik Stratejik İstihbarat Limited Şirketi (Ltd, Anonim, Kollektif… Şirket türünü ifade eder) 

Bireysel ve Kurumsal Dinamik Stratejik İstihbarat -> İşletme Adı

Bu noktadan sonra şirketin faaliyet alanı belirlenmelidir. Bu alanlara örnek olarak şunlar belirtilebilir: Tesis, bina, şahıs, şirket, kara, hava, deniz araçları hakkında stratejik tahminleri oluşturmak, mikro ve makro jeostratejik risk raporları oluşturmak, bu konularla ilgili bilgisayar, yazılım, kamera, mikrofon sistemlerinin alım-satım-pazarlama ve ihracatını yapmak…

Şirket resmi olarak kurulduktan sonra yurt içerisindeki müşterilerine hizmet verecektir. Bu hizmetler ise şu şekilde olabilir: 

- Şahıs, kurum, belge takibi ve analizi

- Kurum mali ve siyasi risk raporlarının oluşturulması

- Kurum güvenlik ve istihbarat eğitim programları danılmanlığı

- Psikolojik ve algı operasyonlarının icrası 

- Psikolojik analiz için mülakat tekniklerinin geliştirilmesi

- Güvenlik destekleyici bilgisayar ve kamera sistemlerinin kurulumu ve yapay zeka destekli çözümü


Bu haliyle örnek bir istihbarat teşkilatı hiçbir kamu kurumunun rakibi olmadığı gibi serbest piyasa içerisindeki istihbarat analizlerini teşvik edecektir. Aslında bir istihbarat şirketinin kuruluşunu ve faaliyetini yüksek seslerle eleştirmemek gerekir. Çünkü zaten özel şirketlerin insan kaynakları departmanları ve bankacılık sistemide kendilerine özgü istihbarat metodlar oluşturup kullanmaktadırlar. Finansal istihbaratın önem kazandığı günümüzde bankacılık ve finans şirketleri bu alanın “özel” boyutunu oluşturmaktadırlar. 

Türkiye’nin tam anlamıyla bir istihbarat şirketine ihtiyacı bulunmaktadır. Şirketlerin işlevselliği yükseldikçe müşterileri ve işbirliği gerçekleştirdiği partnerler arasında kamusal mercilerde bulunabilir. Bu durum kamu ve özel sektör işbirliğine uygun olan karma modeli yansıtmaktadır. Zaten şirketler yapısı gereği kolluk kuvvetlerinin çalışma prensibiyle aynı olamayacağı için bu durum istihbaratın yada kolluğun rakiplerinin oluşturulması olarak düşünülemez. 


Onur DİKMECİ 


23 Ağustos 2022 Salı

TÜRKİYE’DE İSTİHBARAT ŞİRKETLERİ KURULMASININ GEREKLİLİĞİ - I

Güvenlik kavramı merkezi siyasi yapılar tarafından üretilen ve devletlerin tekelinde tutulmasında hayati fonksiyon olarak addettikleri stratejileri içermektedir. Devlet-ulusal güvenlik ilişkisi aralarında ayrılmaz ilişki bulunmasına karşın bağları esnemekte ve araya yeni aktörler ve kavramlar girmektedir. Bu durum ulusal güvenliğin mükemmelliyetini sarsmamakla birlikte aksine kavramı güncelleyerek yeni yapısıyla bir model oluşturmaktadır. Devletlerin varlıklarını korumalarına karşın savunma sanayi sektörünün gelişmesi, özel girişim kavramının ulusal güvenlik içerisine girmesine yol açtı ve bu durumun somut sonucu olarak özel askeri şirketler kuruldu. Devletler iç ve dış hesap verilebilirliği aşması ve orduların kamuoyu baskısından kaçınmak için kayıp sayısını azaltmaya yönelik girişimler gibi ihtiyaçlar savunma alanındaki silahlı şirketleri vaz geçilmez kıldı. 

Günümüzde gelinen noktada ise gelişmiş güvenlik kapasitesine sahip ülkeler istihbarat şirketlerinin kurulmasına izin vererek özel sermayenin istihbarat gibi oldukça kapalı bir alanda yer almalarını sağladı. İstihbarat şirketleri, istihbarat üretim tekelini sarsmamakla birlikte devletlerin güvenlik mekanizmalarına oldukça olumlu katkılarda bulunmuştur: 

- İstihbari sektörde rekabet oluşmuştur

- Bu rekabet devlet ya da merkezi yapılara yönelik olmamakla birlikte istihbarat temin, analiz, kapsam, kavramıyla ilgili konuları içermektedir

-Şirketler bünyesinde ağırlıklı olarak eski istihbaratçılar ve analistler istihdam edildiğinden istihbarat bilimine haiz personel ya da akademisyenlerin tecrübe ve iktisadi döngüleri aktif tutulmaktadır

- Şirketlerin, resmi istihbarat kurumlarının yapıları gereği gerçekleştiremeyecekleri girişimlerde yer almaları muhtemeldir

- Şirketler, muhatap oldukları devleti dış istihbari faaliyetler sebebiyle uluslararası hukuki yaptırımlardan uzak tutmaktadır

- Şirketlerin, diğer şirketlerle, silah endüstrisi, üniversiteler ve Think Tanklarla iletişime geçebilmesi daha kolay ve şeffaf olmaktadır

- İstihbarat şirketleri yeni teknolojilere daha kolay adapte olurlar. Kurum yönetmeliği, memuriyet kanunu gibi kısıtlayıcı yasalara tabi değildirler

- İstihbarat şirketleri, düşünce merkezlerinden faydalanabilir ya da merkezler için bilgi üretebilir. Bu durum bu merkezleri beslemektedir

- Şirketler, düşünce merkezleri, devlet, devlete ait kurumlar ve şahıslara hizmet vermektedirler

- Şirketler ülke içerisinde; adam kaçırma, baskın, sabotaj, silahlı eylem, sorgulama gibi faaliyetlerde bulunamazlar

Bu gibi görev sahaları bakımından incelendiğinde özel istihbarat şirketleri, mensubu oldukları ülkenin lehine faaliyet gösteren ve istihbarat kavramına yeni anlayış getiren en önemli unsuru oluşturmaktadır. Şirketlerin kendilerini yenilemeleri daha kolay olduğu için resmi istihbarat teşekküllerine mensup personellerin akademik ve entelektüel gelişimlerinin desteklenmeside böylece daha kolay olmaktadır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle beraber güvenlik anlayışını güncelleyen Türkiye, güçlü ulusal güvenlik yapılarına sahip ülkelerde olduğu gibi istihbarat şirketlerini var etmek durumundadır. Bu durum Milli İstihbarat Teşkilatı’nın önem ve kapsamını daraltmaz çünkü resmi teşkilat ile kurulacak şirketler birbirlerinin rakibi durumunda olmayacaktır. 

27 Nisan 2019 Cumartesi

ONUR DİKMECİ KİMDİR?

Onur Dikmeci, İstanbul-Fatih’te dünyaya gelmiştir.  Mimarlık Fakültesi, İşletme Fakültesi, İktisat Fakültesi ve Siyasal Bilgiler Fakültelerinde okumuştur.
İşletme, Uluslararası İlişkiler, Ulusal Güvenlik, İstihbarat, NATO, Terörizm gibi alanlarda; Lisans-Yüksek Lisans-Sertifika Eğitimi gibi programlara devam etmiştir.

Bazı uluslararası kongrelerde güvenlik stratejileri ve TSK’nin dönüşümü ile ilgili bildirileri kabul edilmiştir.
Milli Güvenlik alanında 6 adet kitap yazmıştır. 
Çeşitli sivil toplum kuruluşlarının kuruluşunda ya da yönetim kurullarında görev yapmıştır.
Özel İstihbarat Platformlarında, İstihbarat Sertifika Eğitim Koordinatörlüğü ve Stratejik Yönetim Danışmanlığı görevini yürütmüştür. 


Farklı sektörlerde faaliyet gösteren bireylerin ve kurumsal şirketlerin (İnşaat-Tekstil-Basın Yayın) Stratejik Yönetim Danışmanlığını yürütmüştür.

Daha önce yayımlanmış kitapları;

-Beyaz Kitap
-Devlet Aklı
-Milli Güvenlik Siyaset Notları

Yayıma Hazırlanan Kitapları; 

-Güvenlik ve Dış Politika Analizleri
-Yeni Ezoterik Düzen .