21 Ağustos 2026 Cuma

TÜRKİYE'DE MİLLİYETÇİ LİG KURULMA İHTİMALİNİN BAŞARISIZLIĞI VE SİSTEMİN ARTAN ALTERNATİFSİZ GÜCÜ

 

Türkiye siyasetinde Milliyetçi bir cephenin kurulma ihtimali son günlerde yeniden gündeme taşındı. Milliyetçi halkada tanımlanan partilerin görüşme teşebbüsleri bu yönde bir ittifakın mümkün olup olmadığını analiz etmeye itmiştir.

Siyasi tarihte, Milliyetçi Birlik ya da Vatanseverler Birliği köken olarak Fransa’ya dayanmaktadır. Fransız İhtilali’nin getirdiği yeni akım milliyetçi ideolojileri doğurmuştur. Bu iklimde 1882 yılında bir grup Fransız entelektüel bir araya gelerek bağımsız bir teşekkül olan Vatanseverler Birliğini kurmuşlardır. Bu birlik fikir münasebetlerinin yanı sıra beden talimlerini de içermekteydi ve bu haliyle sonraki yüzyıldaki Naizst ve Faşist akımların ilham kaynağı olmuştur. Fransız Vatansever Birliği iç gerekliliklerden ziyade Prusya Savaşı’nın ikliminde hayat bulmuştu. Altyapısı tepkisellikten de beslenmekteydi. 19. Yüzyıldaki bu miras ulus devletlerin kurulması ve modern siyasi partilerin yapılanmasından sonra zaman zaman ağırlıklı olarak Avrupa siyasetinde yeniden gündeme geldi. Fransa, Almanya, Hollanda gibi ülkelerde milliyetçi partiler yükselişe geçtiler ya da aralarında bir ‘Milliyetçi Lig’ kurmaya gayret ettiler. Özellikle düzensiz göç hareketlerinin artması yeni milliyetçi partilerin ve söylemlerin yükselmelerini beraberinde getirmiştir.

Türkiye’nin çok partili çağdaş siyasal yaşamında Milliyetçi Cephe hükümetleri 1970’lerin atmosferinde kurulmuşlardır. Ancak Milliyetçi Cephe’nin ana bileşen hiçbir zaman milliyetçi bir parti olmamış bunun yerine muhafazakar hatta tarikat benzeri yapılanmalara bünyesinde yer veren Merkez Sağ ideolojili Adalet Partisi olmuştur. Ancak o dönemdeki milliyetçilik, anti-komünizm merkezli kurgulandığından merkez sağ veya muhafazakar akımlarla iç içe geçmiş bir yapıyı temsil etmektedir. Sosyal demokrasi ve sol söylemlerin yükseldiği dönemde  Ordu’nun desteğiyle kurulan cephe hükümetleri siyasi istikrarı sağlayamamış ve 1979’da ki hükümet başarısızlığından sonra askeri darbe dönemine girilmiştir.

Güncel olarak ise Türkiye’de yeni bir milliyetçi cephenin kurulma olasılıkları üzerinde durulmaktadır. Bu olasılıkları yan başlıklar halinde analiz edelim:

 

Milliyetçilik dinamolu Partinin Belirsizliği: Her ne kadar milliyetçilik şahıs veya zümrelerin tekelinde bulunmasa da Türkiye’de siyasi milliyetçiliğin ana aktörü Milliyetçi Hareket Partisi’dir. Siyasi milliyetçilik tanımı MHP hatta Ülkü Ocakları olmadan asla yapılamaz. Ülkü Ocakları, MHP’nin yan kuruluşu olmasına rağmen tarihsel bağlamda hiyerşide MHP’nin bile üzerinde görülmüştür. Milliyetçi Hareket Partisi, bir devlet politikası gereği Cumhur İttifakı’na katılmış ve kendi tüzel kişiliğini küçülterek Cumhurbaşkanlığı makamının güçlendirilmesi stratejisine uymuştur. MHP’nin, milliyetçi cephe ittifakına katılması mümkün olmadığına göre bu yönde bir birliğin teşekkülü bile temsil krizi yaşayacaktır.

Siyasi Liderlerin Ego Çatışmaları: Türk siyasetindeki siyasi partiler kanunu siyasi partilerin delege sistemiyle teşkilatlanmasını getirmiştir. Bu sebeple genel başkanların kongrelerle değişmesi birkaç istisna dışında mümkün olmamıştır. Bir anlamda tek adamcı siyasi parti düzenleri mevcuttur. Tek Adam olan Genel Başkanların kişisel ve siyasi egoları kendilerinden taviz verme ihtimalini ortadan kaldırır ve ittifak görüşmeleri sürüncemede kalır.

Devlet Sisteminin Artan Gücü: Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri merkezi idarenin gücü üzerine işlemektedir. Merkezi devlet anlayışı son dönemde dahada güçlenmiştir. Bu yeni anlayışta güvenlik bürokrasisinin vesayet odağı olma durumu ortadan kaldırılmıştır.  Ancak güvenlik bürokrasisi kendi içerisinde daha da profesyonel ve güçlü hale gelmiştir. Bir anlamda Cumhurbaşkanlığı gözetiminde güçlü bir güvenlik bürokrasisi inşa edilmiştir. Bu inşa sonunda savunma sanayi ve dış politika stratejileri güncellenerek iç içe geçmiştir. Yeni güvenlik belgelerinin oluştuğu Türkiye’de farklı iç ve dış politika söylemindeki milliyetçi cephe ittifakı devlet aygıtı tarafından tehdit olarak algılanabilir. Bu algılanış ise milliyetçi lig ihtimalini daha doğmadan bitirecektir.

İdeolojik Çarpışma: 1970’li yılların milliyetçiliği yalnızca anti komünizm merkezliydi. Yan nüansları bulunmakla birlikte anti komünist olan her kişi aynı zamanda bir milliyetçi de kabul edilebilirdi. Fakat günümüzde Türkçülük, muhafazakar milliyetçilik, merkez milliyetçilik partilerce temsil edilmektedir. Milliyetçilik çeşitlenmiş ve bölümlere ayrılarak siyasi arenada kendisine yer bulmuştur. Bu atmosferde partilerin ve tabanların uyuşması zordur. Kitleler Cumhur İttifakı ya da iktidar muhalifliği üzerinden de bir araya getirilemezler. Bu karşıtlığı kullanan ana muhalefet partisi yıllarca başarılı olamamıştır.

 

Liderlik sorunları, son mutabakatlarda yaşanabilecek pürüzler, milliyetçi partilerin yeniden içeriden bölünme ihtimalleri gibi onlarca seçenek daha bu analizlere eklenebilir.

Türkiye’de milliyetçi tonlu bir araya gelerek bir lig veya ittifak kurma ihtimalleri bir heyecandır ancak siyaseten karşılığının bulunması olanak dışıdır. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin en önemli stratejilerinden biri parti ve ideolojilerin yeniden kurgulanmalarıdır. Bu bir yönetim yöntemidir. Ve bu yöntemin güçlendirilmesi sistemin kendisini koruma refleksidir.