Cumhuriyet Halk
Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı’nda delegelerin oy hakkında müdahale
gerekçesiyle mahkeme tarafından Mutlak Butlan kararı verilmiş ve mevcut Genel
Başkan Özgür Özel bu kararı tanımayacağını belirtmişti. Siyasi teorilere göre
Özel ve arkadaşları mağdur olmuştu ve yeni bir siyasi yapılanma kurabilirdi. Bu
teoriler nezdinde Özel’in mağduriyeti, geçmiş yıllarda Recep Tayyip Erdoğan’ın
mağduriyetiyle paralel addedilmiş ve yeni bir siyasi başarı hikayesinin
doğacağı iddia edilmiştir. Bu durumun bazı farklar bakımından bu yönde
olamayacağı maddeler halinde bu çalışmada incelenmiştir.
Siyasi Liderlik ve
İdeolojik Katalizör Farkı: Recep Tayyip Erdoğan, Refah Partisi İl Başkanlığı
döneminden itibaren siyasetin gündemini oluşturmaya başlamıştı. Etkileyici
hitabı, ilginç vurgulamaları ve akıcı diksiyonu karizmatik lider profilini
pekiştirmişti. Fazilet Partisi’nin kapatılmasından sonra Erdoğan, Yenilikçi
Grup içerisinde ‘Eşitler Arsında Birinci’ konumundaydı. Abdullah Gül, Bülent
Arınç, merkez sağ partilerde olgunlaşan Cemil Çiçek gibi figürlerde de liderlik
potansiyeli bulunmaktaydı. Yani bir anlamda Yenilikçi Muhafazakar Demokratlar
bir kadro hareketi olarak gelişiyordu. Bu yenilikçi hareketin ise Milli
Görüş’ten itibaren kendilerine ait bir ideolojileri vardı. Dindarlığın
demokrasi ve kendisine özgü devletçi prensiplerle sentezlendiği ideoloji
Osmanlı kimliğine de sıkça atıfta bulunuyordu. Değişken nüanslarına rağmen
taban ve özellikle gençler için teşvik edici bir ideoloji sunuluyordu. Özgür
Özel ise siyasi tecrübesine rağmen karizmatik bir duruş sergileyememişti. Kadro
hareketi olmaktan uzak Özel grubunun ise sunabildikleri bir ideoloji yoktu.
Konjonktürel Durum
Farklılığı: AK Partinin iktidara geliş yılına kadar Türk siyaseti genel olarak
koalisyonlar dönemini yaşamıştır. Aslında bir uzlaşının siyasi karşılığı olması
gereken koalisyonlar Türkiye’de istikrarsızlık doğurmuş ve bu istikrarsızlıklar
demokrasi dışı müdahale pratiklerini getirmiştir. Güçlü ve tek sesli bir
yapının kendisine göre dezavantajlarıda bulunmakla birlikte milletin temsili ve
siyaset dışı güçlerin kademeli engellenmesi gibi olumu faktörler halk
tarafından benimsenmişti. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de kendi içerisinde
partilerin görüşmelerini ve kimi durumlarda ittifakını gerektirmektedir. Ancak
bu ittifak uzlaşıyı beslemektedir. Siyasi istikrardan vaz geçilme olasılığı
seçmen nezdinde bir handikap olarak kabul edilmiştir.
Devletin Algılanış
Biçimindeki Farklılık: Recep Tayyip Erdoğan kadrosu ve şahsi karizmasına rağmen
dönemsel olarak devleti temsil eden güçlerle açıktan çatışmamıştır. Bu haliyle
bir anlamda ‘Dikleşmeden Dik Durma’ misyonunu temsil etmiştir. Türkiye üniter
bir devlettir ve merkezi idare birçok Avrupa ülkesine göre çok daha güçlüdür.
Merkezin etkisi ve yetkisi yerel birimler üzerinde oldukça etkindir. Bir
anlamda Ankara’ya hakim olan uzun yıllar devleti temsil eden güvenlik
bürokrasisine hakim olarak ülkeyi yönetmektedir. Bu yöndeki bir siyasi yapıda
açıktan devletle çatışmaya girerek başarı kazanmak mümkün değildir. Özgür
Özel’in her daim mahkeme kararını tanımıyoruz çıkışı ve Cumhurbaşkanı’nı hedef
göstermesi gerçekçi bir tavır değildir. Elbette siyasiler haklarını arayacak
bununda dışında siyasi girişimlerde bulunacaklardır. Ancak Türkiye’de
parti-devlet kaynaşması kendisine özgü bir modeli var etmiştir. Bu şekilde
tesis edilmiş siyasi bir yapıda uzun vadeli ve on yıl ve ötesini kapsayan
iktidar planları oluşturmak daha rasyonel bir seçenek olarak kabul edilebilir.
Rejim Değişikliği
Farklılığı: Parlamenter sistem koalisyon oluşturulmasını beraberinde getirse de
iktidar olabilmek için koalisyon tek geçerli şart değildir. Meclis çatısı
altında Güvenoyu alınabilecek sayıda milletvekiline sahip olunması partilerin
iktidarı için yeterlidir. Nitekim 2002 seçimlerinde Ak Parti yüzde 34’lük bir
oy oranıyla tek başına iktidar olabilmiştir. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet
Sisteminde Cumhurbaşkanı olarak seçilmek ve sistemin en güçlü figürü olarak
ülkeyi yönetebilmek için en az yüzde 50 artı 1’lik oy oranına ulaşabilmek
gereklidir. Böylesine büyük bir başarıyı yakalayabilmek güçlü liderlik,
geniş halk kitlelerinin ittifakı ve
söylem istikrarıyla mümkündür.
Seçmen ve Sermaye
Farklığı: Erdoğan ve arkadaşları Müslüman diğer ülkelerden çok farklı bir
başarı yakalamışlardı. Zaten bu durum islamcı siyasete eleştirel tavrı olan
Fransız Siyaset Bilimci Oliver Roy gibi akademisyenler tarafından da hayretle
ortaya koyulmuştur. Erdoğan ve arkadaşları Mısır, Tunus ve Cezayir’den farklı
olarak sosyo-ekonomik düzeyi ortalamanın altında olan vatandaşlarla
buluşabilmeyi başarmıştır. Bir anlamda Anadolu Sermayesi olarak tanımlanan ve
bazı kesimlerce Yeşil Sermaye olarakta belirtilen İslami Burjuvazi ve halk
tabanı arasında etkileşim, iletişim ve siyaset köprüsü olabilmişledir. Oysa
Özgür Özel ve arkadaşlarının geniş halk tabanında karşılıkları bulunmamaktadır.
Özel ve ekibini destekleyen bir sermaye grubu da oluşmamıştır. Hem halkın hem
de iş dünyasının desteğini alamayan siyasiler başarılı bir yürüyüş
gerçekleştiremezler.
Bütün bunların dışında
savunma sanayi, silahlı kuvvetler ve istihbarat yapısı iç içe geçmiştir.
Güvenliğin sert gücünü oluşturan bu bileşenler aynı zamanda Türk Dış
Politikasına yön vermektedirler. Buna göre Türkiye’de yönetsel bir değişim bir
değişimin ötesinde güvenlik paradigmalarında da bir kırılmayı beraberinde
getirecektir.
Milli İstihbarat
Teşkilatı eski Müsteşarı Sönmez Köksal’ın 29 Eylül 2025’te verdiği röportajda
belirttiği gibi Türkiye’de yönetsel bir değişimin bölgesel ve küresel etkileri
olacaktır. Oysa önümüzdeki süreçte özellikle coğrafyamız bu değişime açık
değildir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder