diplomasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
diplomasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ocak 2016 Salı

TERÖRİZME KARŞI SRİ LANKA MODELİ Mİ? DEMOKRATİK BARIŞ PROJESİ Mİ?


Son yıllarda toplumsal hayatı ve devlet stratejilerini derinden etkileyen  paramiliter kaotik eylemlerin sıklığı terör hususunun bütünüyle irdelenmesinin zaruriyetini doğurmuştur. Terörizm nedir? her şiddet içeren eylem bir terör saldırısı mıdır? gibi akıl yürütmeleri bu kavramı açıklamak için ilk adım kabul edilebilir. Patron terörü, öğretmen terörü, eş terörü gibi kavramları sıkça duyduğumuz zaman diliminde bu tanımlamardaki terör kavramının hukuk dışı bir şiddeti barındırdığı açıktır fakat Güvenlik Çalışmaları bakımından bir şiddetin terörizm kategorisinde değerlendirilebilmesi için siyasi bir maksat taşıması öncelikli koşuldur. Buna göre terör daha genel bir tanımken terörizm spesifik mahiyetli bir kavramı ifade etmektedir. Modern terörizm kavramının doğduğu Fransız İhtilali Jakobenlerinin uygulamalarından beri, tek kutuplu dünya düzeninde bu kavram şiddetini ve etki alanını artırarak devam etmektedir. Günümüzde dünyanın hemen her coğrafyası terör tehditi ve tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu sebeple globalist güvenlik uygulamaları artık önceden belli bir tehdit yerine risk temelli yaklaşımları içermekte devlet mi, bireysel özgürlükler mi?  sorusunda, devlet yanıtı özellikle 11 Eylül saldırılarından itibaren siyasi çözümlemelerde verilmektedir. Birleşik Devletlerde kurulan Anavatanın Güvenlik Departmanı ve başta İngiltere olmak üzere bütün yazışmaların, telefonların, sosyal ağların takibi önleyici istihbarat kapsamında terörizme karşı geliştirilen çözümler arasında yer almaktadır. Günümüzdeki en mükemmel çok yönlü askeri pakt Nato'nun 2030 yılına kadar tehdit değerlendirmelerine baktığımızda devletlerden evvel, bireylerin, radikal grupların ve organize suçların yer aldığı görülecektir. Bu durum elbette 2030 yılına kadar konvansiyonal bir harp olmayacağı manasına gelmez fakat önemli analistler ve askeri uzmanlar nezdinde de ispatlanmıştırki özellikle kısa vadede, siber suçlar, casusluk eylemleri ve terörizm faaliyetleri devletlerin harbi olasılığından çok daha öncelikli ve önemli bir kategoride değerlendirilmektedir. Terörizm ve teröristler önümüzdeki günlerde adlarından daha çok bahsettireceklerken bir ''Terör Kuşağında'' yer alan Türkiye'nin tedbirlerini azami oranda belirlemesi hayati bir önem taşımaktadır. Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren paramiliter tehlikeleri yaşamış Türkiye'nin kitlesel manada terörizm ile tanışması 1978 yılında Suriye'de pkk'nın kurulmasına kadar uzanmaktadır. Sağlıklı bir terörizmle mücadele metodu ortaya koyabilmek için öncelikle terörist grupların oluşma süreçlerinin tahlili gereklidir. Buna göre pkk'yı Milli İstihbarat Teşkilatı kurdurdu şeklindeki ütopik ve gerçekle bağdaşmayacak kurgulamalar üzerinden meselenin ele alınması zaten baştan batağa saplanmamıza sebebiyet verecektir. Bu noktayı kısaca izah edelim ki bu teorinin çıkış noktası pkknın kurucusu abdullah öcalanın izdivacını gerçekleştirdiği kişinin babasının Cumhuriyet döneminde Güvenlik Bürokrasisi içerisinde görev almasından kaynaklanmaktadır. Bu durumda bu örgütün kendi vefatından sonraki yıllarda kurulması talimatını Mustafa Kemal'in vermiş olması, talimatı alan kişinin bunu kızı üzerinden izdivacını gerçekleştirdiği öcalan aracılığı ile uygulamış olması gerekmektedir. Bu durum Türkiye Cumhuriyetine hiçbir şey kazandıramayacağı gibi teorinin aslen dayandırılmak istenilen kaynağın bizatihi Cumhuriyetin kurumsal yapısının ve kurucu iradesinin olduğunun açıklığı nettir. 1900'lü yılların ortalarından itibaren devletler içindeki gelişmelerin dış konjontürel durumlardan ayrı olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu sebeple pkknın kuruluş döneminin dış siyasi şartlarıda değerlendirilmelidir. pkknın ilk eylemini gerçekleştirdiği 1979 tarihi, Fransız istihbaratının çalışmasıyla Humeyni'nin İran'a girmesi, Birleşik Devletlerin Afganistan'da istediğini alamadığı ve Irak'ta askeri darbenin olduğu döneme denk gelmektedir. Yani bu yıllarda Ortadoğu çok karışıktır ve Sovyetlerin Ortadoğudaki nüfuzu söz konusudur. O halde Türk Ordusunun ağır silahlı bölümünün doğu sınırlarına kaydırılması küresel güvenlik tedbiriyle uyumlu olacaktır. Yani pkknın kuruluşu evvela doğu sınırlarına askeri yığınak planının bir parçasıdır. Elbetteki bu planı kademeli olarak silah lobilerinin kazançlarını arttırması, etnik çatışmaların deneme sahası oluşturulması ve en ileriki aşamalarda sınırsal bazda stratejilerin kurgusu izlemekteydi. Bugün gelinen noktada bu durum açıkça görülmektedir. Türkiye'de terör örgütü pkkdan ibaret değildir fakat irili ufaklı ideolojik veya dini referanslı silahlı örgütler asla pkk kadar sarsıcı olamamıştırlar. Terörist temini, eylem, silah ithali gibi konularda çoğu zaman tıkanan bu örgütlerin istisnası pkk olmuştur. pkk ile mücadelede doğru bilinen yanlış Devletin başarısız olduğudur. Devlet, teröristle mücadelede pektabiki başarılı ve üstündür lakin terörizmle mücadele konusunda aynı izahatı getirmek mümkün görünmemektedir. Türkiye gibi önemli ülkelerde özellikle güvenlik bürokrasisi içerisinde yer alacak bireylerin eğitimleri çok uzun ve zahmetlidir. Türkiye'de de muhakkak başarılı personel hatta politikacılar olmakla birlikte modernist ülkelerin gerisinde olunduğu açıktır. Terörizmle mücadele ve profesyonel güvenlik temelli bir siyasetin inşaası şüphesiz uzun zaman alacak bir zihniyetin oluşturulmasıyla mümkündür. Fakat bugünün verileriyle de terörizm konusunda birtakım önerilerde bulunabiliriz. Öncelikle terörist ve terörizm ile mücadelede Sri Lanka modeli olarak adlandırdığımız lümpen güvenlik ve meşru şiddet temelli yaklaşımı irdelemek yerinde olacaktır.

TERÖRİZME KARŞI YÖNTEM 1 SRİ LANKA METODU

Dünyanın en kanlı terör gruplarından biri olan Tamil Kaplanlarının eylemleri sosyal ekonomik sebepler dolayısıyla 1970lerde başlamıştı. Ortalama yedi yaşındaki çocukları silah altına alarak eğitim veren örgüt, Tamil etnisitesinin bir takım isteklerini özellikle Sinhali etnisitesine karşı kanlı eylemlerle sunmaktaydı. Hindistan devlet başkanına suikaste kadar etkinliğini artıran örgüt kısa zaman önce Sri Lanka'nın topyekün askeri harekatıyla bitirilmişti. Terör ve terörizme karşı Türkiye'de bu metodunu uygulanmasını savunanların hesap edemedikleri ana eksen, ülkelerin coğrafyalarının, realitelerinin, önceliklerinin farklı olmaları sebebiyle bir politikanın diğer bir ülkede aynı başarıyı sağlamaya olanak veremeyeceğidir. Buna göre:

1) Sri Lanka deniz temelli bir devlettir. Buna göre teröristlerin Palk boğazı ile ilişkisi kesildiğinde yani boğaz kapatıldığında silah teminleri mümkün olmamıştır. Oysaki Türkiye'de sözgelimi Suriye kara sınırını kapatmak için bile bütük Silahlı Kuvvetleri seferber etmek gerekir. Yani iki ülkenin coğrafi şartları bütünüyla farklıdır.
2) Tamil Kaplanlarına büyük askeri harekat düzenlenmeden evvel, örgütün en önemli ismi Albay Karuna 5000 tane militanla beraber teslim olmuştur. Yani örgüt zaten silahlı açıdan tükenme noktasına gelmiştir. Türkiye'de ise pkk, sniperları ve paramiliter şehir yapılanmalarını devreye sokarak çatışma ortamını dahada şiddetlendirdiği gibi öcalanın yakalanması dışında kitlesel bir silah bırakmaya rastlanmamıştır.
3) Sri Lanka nispeten kendi halinde olan bir ülkedir ve bu sebeple terörle mücadele her dozda şiddet ve oluşabilecek sivil kayıplar ancak cılız bir şekilde kınanacaktır. Oysaki Türkiye Batı ile müzakerede bulunan bunun da dışında büyük finanas kuruluşlarıyla ilgisi olan bir ülkedir. Terörizmle mücadeledeki en ufak bir hata, büyük tepkilere sebebiyet verecek, kredi derecelendirme kuruluşları devreye girebilecektir.
4)Salt askeri yöntemlerin uygulanması 1990'larda görülmüş ve başarılı olunamamıştır. Öyleki Oramiral Vural Beyazıt zamanında bölgeye Denizci muharip personel bile gönderilmiş teröristle mücadelede üstünlük sağlanabilmesine rağmen terörizmin engellenebilmesi hususunda başarılı olunamamıştır.  Şu halde Sri Lanka Metodu, Türkiye'nin terörizmle mücadele konusunda başarı kazanabileceği bir uygulama olarak görülmemektedir.

TERÖRİZME KARŞI YÖNTEM 2 DEMOKRATİK BARIŞ METODU

2009'dan itibaren başlatılan bu süreç kapsamında birtakım yasaklar kaldırılmış, güvenlik güçlerinin operasyonları askıya alınmış ve böylelikle yeni bir anayasınında tanımlanmasıyla terörizmin kökten engellenebileceği düşünülmüştür. Aslında barış süreci Tsk'nın desteğiyle ve öncülüğünde Abd'nın Irak'tan çekilme süreciyle paralel bir seyiri izlemiştir. Kendi içerisinde bu sorunu çözebilmiş oalacak Türkiye özellikle Irak'ın Kuzeyinde harikulade bir soft power olacağından bu hem Pentagon ile uyuşan hem de Türkiye'nin enerji politikalarıyla kesişen bir strateji olarak hayata geçirilecekti. Fakat birtakım folklorik sebepler, istihbarat örgütlerinin müdahili ve coğrafyanın istikrarasızlığının artmasıyla pratik karşılığı mümkün olamadı. Bu süreçte:

1) Türk Milliyetçiliği düşünülmeyen biçimde yükselişe geçti. Hitler'in meşhur kitabının el altından satışında patlamaların yaşanması, toplu İstiklal Marşı şölenleri, ve pkknın kürt etnisitesiyle milliyetçi tahayyülde giderek birbirine yaklaşması toplumsal kutuplaşmayı artırmış oldu.
2) Bu süreç bir samimiyet testiydi ve pkk bu işte samimi olmadığını süreç içerisinde bölgeye döşemiş olduğu mayınlar ile ispatladı.
3) Çözüm süreci gibi demokratik düzenlemeler artık gerekliydi fakat aşırılıkların yaşanmalarına engel olunamadı.
4) Silahlar bir türlü susmadı. Türk kürt kardeştir söylencesinin toplumsal karşılığı giderek zayıflamaya başlayan bir retorik haline gelmesinin önüne geçilemedi.
5) Din asla birleştirici bir unsur olamadı. ''Doğunun Manevi Bekçisi Seyit Taha'' tarzı haberlere rağmen istenilen netice alınamadı.
6) Süreçte pkk kendisini reorganize olarak daha evvel görülmemiş metodları uygulamaya başladı. Bu durumda güvenlik güçleri oldukça zor anlar yaşadı.

Yukarıda bahsedilen iki metodda görüldüğü gibi pekçok çelişki ve yanlışları içermektedir. Terörizmle mücadelenin anahtar kavramı/kavramları ne olmalıdır? sorusuna üç şıklı bir yöntemi önermek mümkün olacaktır.
A) Ekonomik
B) Teröristle Mücadele
C) Terörizmle Mücadele

A) EKONOMİK

Politik olayların ekonomiden ve ekonomik gelişmelerden değerlendirilmesi olanaksızdır. 1986'dan bu yana gerçekleştirilen ekonomik yaklaşımlarda özellikle 1992'den sonra Devlet İlişkilerinde ekonomin ağırlığını kurumsallaştıran Kapspein aynı zamanda bu alanınönemini artırdı. Elbette en ileri ekonomik ve sosyal düzeyi olan ülkelerde de terörizm faaliyetleri görülmektedir fakat bu ülkelerdeki ayrılıkçı eğilimler daha seyreltilmiş tonlarda belirir. Abd'de Teksas'ın ayrılması ve Kuzey vilayetlerinin Kanada ile birleşmesi ile alakalı yüzlerce bilimsel makale, araştırma ve rapor geliştirilmiş bu yönde sivil toplum kuruluşları hayata geçirilmiştir. Fakat bu girişimler en azından şu anda birer fantaziden ibaret kalmıştır çünkü Birleşik Devletlerin Vatandaşı olmak birey için eşsiz bir zenginliktir. Bu modele göre Türkiye'nin ekonomik ve buna bağlı olarakta sosyal ilerlemesi ayrılıkçı faaliyetleri sekteye uğratabilecektir çünkü ayrılma veya eyaletleşme bu görüşü savunan insanlar için asla bir zenginlik getirmeyecektir. Türkiye'de bu yönde genel olarak şu adımlar atılmalıdır:

1) İstihdam faaliyetleri düzenlenmeli, enerji bağımlılığını azaltmak için nükleer tesisler kurulmalıdır.
2) Anavatanı olunan ürünlerin ithalinden kati suretle vaz geçilmelidir.
3) Muazzam bir ekonomik istihbarat birimi oluşturulmalı, ekonominin önemini vurgulamak için Ekonomi Bakanı Milli Güvenlik Kuruluna dahil edilmelidir.
4) Üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye'de Denizcilik geliştirilmeli denizcilik faaliyetlerinin ekonomiye katkısı artırılmalıdır.
5) Savunma sanayisi uluslararası minvalde dönüştürülmelidir.
6) Dolaylı ve dolaysız vergi uygulamaları konusunda düzenlemeler yapılmalı, dolaylı dolaysız vergi hususu modernist ülkelerdeki doğrultuda uygulamaya koyulmalıdır.
7) Pekçok ülkeye vizesiz seyahatin kaldırılması için başlatılan çalışma muvaffakiyete erdirilmelidir.
8) Türkiye, Ar ge ve patent konsunda muazzam başarısız bir seviyededir. Yeni teşvikler, örnek uygulamalar devreye sokularak, özellikle Üniversitelerin standartları yükseltilmelidir.Daha çok yabancı öğrencinin Türk Üniversitelerini tercih etmelerinin önü açılmalıdır.
9) Türkiye yer altı kaynaklarını sağlıklı olarak değerlendirebileceği bir yapıya kavuşturulmalıdır. Bu yalnızca değerli madenlerin çıkartılmasını değil aynı zamanda işlenmesini ve gerekli metodlarla pazarlanmasınıda içermelidir.

B) TERÖRİSTLE MÜCADELE

Teröristle mücadelede tecrübeli ve oldukça başarılı Türkiye değişen koşullarıda dikkate alarak stratejisini güncellemelidir. Buna göre Doğu vilayetlerindeki operasyonların süresi uzamakta bu durum tam bir başarıyı sağlayamadığı gibi şehitlerede engel olunamamaktadır. Siyaset Biliminin önde gelenlerinden olduğu Kabul edilen Mayyevelli, Şiddetin bir seferde ve bütün güçle yapılmasını savunur. Buna göre:

1) Gerekli Vilayetlerde Sıkıyönetim ilan edilmelidir. Askeri vesayet ile mücadele ettiğini belirten iktidar partisi için bu durum tabanına ve kamuoyuna açıklaması zor bir kavramda olsa aslında vesayetle ilgisi bulunmadığı zamana yayılarak izah edilmelidir. Sıkıyönetim, Olağan Üstü Hale göre özel durumları barındırır ve bu özel durumlardan en önemlisi sıkı yönetim komutanlarının doğrudan Genelkurmay'a bağlı olarak görev yapması ve askeri mahkemelerin devreye girerek sivilleri yargılamasıdır. Batı kentlerindeki terör saldırılarında tam teçhizatlı askerlerin metropollerin ortalarında görev aldıkları düşünüldüğünde Ortadoğu kültürüne yakın Türkiye'nin kısa bir süre için belirlenmiş bölgede militar bir tutumu takınması kabul edilebilir olacaktır.
2) Büyük şehirlerdeki Özel Harekatçılarında bir bölümü olmak üzere Özel Kuvvetler personeli dahil bölgeye sevk edilmeli, evler, kahvehaneler, dernekler, belediyeler, araçlar aranmalı, silahlı operasyon başlatılmalıdır.
3) Yalnızca bu süreçle ilgili sivil terör mahkemeleri kurularak yargısal mekanizmanın hızlandırılması amaçlanmalıdır.
4) Operasyonlar süresince yayın yasağı getirilmeli hiçbir provakasyona mahal verilmemelidir.
5) Örgütün yırtdışındaki yöneticilerine operasyon yapılmalıdır.

C) TERÖRİZMLE MÜCADELE

Türkiye'nin her daim zayıf olduğu bu kategoride:

1) Örgütün finanas kaynakları belirlenmeli ve tedbir alınmalıdır.
2) Örgüte destek veren ülkelere karşı yumuşak güç mekanizmaları devreye sokularak uluslararası sahiplenme minimuma indirilmelidir. Örneğin Abd eğer bu örgütü desteklersen Ortadoğu'da ki radikal unsurlar konusunda tarafsız kalırız gibi.
3) Sınırlar çok iyi kontrol edilmeli sınır güvenliğ tam anlamıyla profesyonelleştirilmelidir.
4) Dil ve kültür serbestisi devam ettirilmelidir.
5) Türkiye'de bir kürt enstitüsü kurulmalıdır. kürtler ile ilgili çalışmaları Paris değil gerekirse Türkiye ve yerli akademisyenler yürütmelidir.
6) Özerkleşmeden yerel yönetimlerin güçlendirilmesi değerlendirilmelidir.
7) Gap tamamlanmalı ve şark turizmi başlatılmalıdır.

Özellikle son dört madde örgütün öne sürdüğü argümanları elinden alarak kozlarını tükettirmeye yönelik stratejilerdir.

SONUÇ

Bütün başlıkların uygulanması neticesinde tükenmiş bir örgüt varken müzakereler başlatılmalı bu müzakerelere, sivil toplum yöneticileri ve kanaat önderleri davet edilmelidir. Bu vesileyle gerçekleştirilecek yasal düzenlemeler bu meseleye son şeklin verilmesini sağlayacaktır. Unutulmamalıdırki tek bir silah dahi susmadan başlatılacak bir görüşme Devletin milli refleksini zaafa uğratan ve hiçbir netice doğurmayacak kısır bir piyesten öteye gidemeyecektir.

15 Temmuz 2015 Çarşamba

KAMU DİPLOMASİSİ VE THY. THY NEDEN HEDEFTE?


Toplumların tarihsel tasnifleri geneli itibariyle dört kategoride incelenmektedir. Modern öncesi, Modern, Geç Modern ve Post Modern. Modern öncesi dönem ise Westfalyan evveli ve sonrası olarak iki kısımda incelenebilir. Otuz yıl savaşları diyebileceğimiz kanlı mezhep çatışmaları neticesinde imzalanan westfalya barışı bir anlaşma olmanın da ötesinde Avrupa kıtasında başlayacak siyasal değişimlerinde habercisiydi. Westfalya düzeni evvelinde ülke egemenliği, kral, aristokrat ve ruhban sınıfı arasında bölüştürülürken, anlaşma ile soyut iktidar dayanaklarından çok gücün belli çizilmiş bir sınırla tanımlanabileceği yani teritoryallik de denilen bu koşul uyarınca resmi sınırlara sahip tek kavram olan devletin asli merkezi otorite olduğu ve diğer unsurların devlete rakip olarak görülmek yerine devletin hükümranlığı altında kalan unsurlar olabileceği belirlenmiştir. Ondokuzuncu yüzyıldan ikinci dünya savaşı sonuna kadarki modern dönemde de devlet kavramı, birinci dünya savaşı sonrasındaki kısa süren idealist dönem hariç devletin en temel güç olduğu, askeri gücün sürekli arttırılmak zorunda hissedildiği evredir. Bu süreçte devlet her şey olduğundan sivil toplum önemsizdir. İkinci dünya savaşının sonundan soğuk savaşın biteceği 1990’lı yıllara kadar ise geçmodern dediğimiz dönemi oluşturmaktadır. Soğuk savaş stratejilerinden kitlesel karşılık prensibi gereği nükleer silahlanmanın önemi azami ölçüdeyken 1962 Atina Nato zirvesinden sonra aslında bu stratejinin güvenliği çokta mümkün kılmadığı ve masrafları da arttırdığı saptamasıyla esnek mukabele stratejisi belirlenmiştir. Nükleer silahların varlığını korumakla beraber önemini eskisine oranla yitirdiği buna karşılık savunmanın insan gücüne dayanacak olmasıyla beraber yoğun askeri personele ihtiyaç duyulacak evrede de realist ve kısmen neo realist kuramlar hakim olmuştur. 1990’ların sonrasını tanımlamak için kullanılan postmodern devrede ise devlet ilişkilerinde önemli değişiklikler olmuştur. Her şeyden evvel dünyadaki liberal dalgalanmalardan nasibini alan ülkelerde özelleştirmeler kendisini göstermek suretiyle devlet mekanizması küçülmeye başlamış, buna mukabil düşünce serbestisinin getirdiği liberal ortamda pek çok dernek ve vakıf hayata geçmiş, iktisadi yapılar otonomilerini ilan etmek suretiyle özerk huviyetlerine kavuşmuşlardır. Postnodern öncesi devlet ve toplum arasındaki dikey ilişki, postmodern dönemde yatay minvalde toplumun kendi devleti dışında başka devlette de taleplerini iletebildiği ve baskı mekanizması kurabildiği yatay ilişki yönünde evrilmiştir. Amerikalı siyaset bilimci Joseph Nye’ın ortaya attığı postmodern siyaset bilimi teorisine göre ise bir devletin başka devleti etkileyebilmesi ancak üç koşulda mümkündür.

1)      Tehdit ve güç kullanmak

2)      Rüşvet

3)      Kamu Diplomasisi başlığı altındaki yumuşak güç uygulamalarını kullanarak.

 

İşte Nye bu üçüncü seçeneğe önem vererek yumuşak güç uygulamalarının postmodern dönemde giderek önem arz edeceğini belirtmiş ve yanılmamıştır. Buna göre diplomasi/yumuşak güç faaliyetleri şu hususları kapsar;

 

1)      Dinleme: Hedef ülkenin alışkanlıklarını anlama ve tahlil etme.

2)      Savunma: Devletin kendisi veya kurumuyla ilgili olumsuz bir mevzuyu hedef ülkede savunabilme yeteneği.

3)      Nüfus mübadelesi: Öğrenci değişim programları gibi uygulamalar.

4)      Kültürel mübadele: Dil kursları, dernekler, vakıflar.

5)      Uluslararası yayıncılık: Yabancı dilde yayın yapan platformlara sahip olunması.

 

 

Gelişmiş her ülke bu kaideler çevresinde, dünya piyasasında etkinliğini arttırmak suretiyle hakimiyetini pekiştirmeyi ister. Burs programları, finans şirketleri, film endüstrileri, spor klüpleri, sivil toplum, devletin resmi organ ve kuruluşları kamu diplomasisi faaliyetlerinde etkin yer alırlar. Büyük Türkiye, Güçlü Türkiye gibi sloganlarla yakın geçmiş dönemde imaj tazeleme stratejisini uygulamaya koymuş Türkiye’nin de yumuşak güç uygulamalarından münezzeh yorumlanabilmesi düşünülemez. Bu kapsamda balkanlarda kurulan ve Türkçe ile Türk kültürel çalışmalarına imza atan Yunus Emre Enstitüleri ile balkanlardaki ticari şirketler önem arz eder. Şu anda etkinlikleri üst düzey olmasa da bu faaliyetler balkanlar ile Türkiye arasında güzel birer köprü oluşturmuştur. Başbakanlığa bağlı TİKA ise, dünyanın pek çok yerinde, eski kültürel mirasların onarılması, erzak, giyim yardımları, kültürel projelerle etkin bir yumuşak güç vasıtasıdır. Yurtdışına gönderilen öğrenciler, Türkiye’de ağırlanan turistler, kimi dernek ve vakıflar Türkiye’nin etkin yumuşak güç unsurlarını oluşturmaktadırlar. Kamu diplomasisi ve Türkiye hususunu izahata çalışılırken Türk Hava Yolları’na değinmemek çok büyük eksiklik olur zira, THY en etkin diplomasi kaynaklarındandır. 1933’te beş koltuklu yalnızca iki uçakla faaliyete başlayan kurum, Türkiye’nin gözbebeği misali yoğun emek ve vergilerle yıllar içerisinde büyüdü ve gelişti. 1943’te altı adet uçak daha filoya katılarak, 1945’te uçak sayısı elli ikiye yükseldi. 1955’te Türk Hava Yolları adının alınması,1980’lerden itibaren başlayan yoğun büyümeyle beraber 2003’ten itibaren küresel bir marka haline gelen ve dünya kamuoyunun ilgiyle izlediği bir kuruluş hüviyetine sahip olunulmuştu.[1] Afrika’da kırk noktaya uçuş düzenleyecek[2] bu husus Türkiye açısından prestiji yüksek bir durum olduğu kadar dünyadaki bazı odaklarında nefretinin kazanılmasına sebebiyet verecekti. Hayatını kaybeden eski Mitçi Binbaşı Kaşif Kozinoğlu’nun el yazısıyla kaleme aldığı eser göstermiştir ki, Oslo görüşmelerinin sızdırılması Alman istihbaratının ürünüdür.[3] Almanya özellikle balkanlardaki çekişmede de Türkiye’nin karşısına çıkmıştır. Türkiye’de üçüncü havalimanı yapımına en sert muhalefet Almanya’dan gelmiştir. Buna göre bir takım tertiplerin ardında Almanya’nın aranması olası göründüğü gibi, kurumların provokeside muhtemeldir. Tıpkı THY’nın son zamanlarda ihbarlarla prestijinin sarsılmaya çalışıldığı gibi. İstanbul Tokyo uçuşunu gerçekleştiren uçakta garip bir notun bulunmasıyla başlayan serüven, İstanbul- Sao Paulo seferindeki bomba notuyla devam ederek[4] günümüze kadar beşten fazla aksamaya sebebiyet vermiştir. Yine  Thy yönetim kurulu eski başkanı kurum içerisinde varlığından şüphe ettiği ve illegal olduğunu iddia ettiği  örgütlenmeye vurgu yaparak[5], kurumsal itibarın sarsılmak istenebileceğinin örtülü mesajını vermiştir. Siyasal olayların doğal gereği şudur ki, bir ülke içerisindeki hiçbir siyasal olay dünyadan bağımsız olarak düşünülemez ve yorumlanamaz. Yani kısa süre evvel Malezya hava yollarına ait bir uçağın, Güney Çin denizi üzerinde kaybolması[6] bir takım komploların hava taşımacılığı yapan şirketler üzerinden gerçekleştirilmek suretiyle hedef ülkeler üzerinde menfi intibahın uyandırılmak istenmesinde etkin olacaktır. Hulasa işlediğimiz konu hakkında şunları sıralayabiliriz;

 

1)      Kamu diplomasisi ve yumuşak güç uygulamaları, postmodern toplum tipinde gücün en önemli vasıtalarındandır. Devletler eskinin askeri stratejisinden çok diplomasi stratejilerini önemseyen bir konumda bulunduğu unutulmamalıdır.

2)      Etkin devletler arasında yer almak niyetinde olan Türkiye Cumhuriyeti, mevcut potansiyelini imkanları doğrultusunda değerlendirerek yumuşak güç/diplomasi stratejisini oluşturmaktadır.

3)      Türkiye’nin en etkin kamu diplomasisi faaliyetlerinden bir tanesi Türk Hava Yollarıdır. THY, her geçen gün büyüyen dinamik yapısıyla, gökyüzünün sancaktarı ve yabancı pistlerin müdavi misyonunu en iyi şekilde değerlendirmekte bu da dünyanın ilgisini çekmektedir.

4)      THY’yi provoke etmek isteyecek ülkeler ve yabancı hava yolları her daim olacaktır. THY uçaklarına yönelik ihbar, karalayıcı ve aldatıcı haberler, kara propaganda gibi istihbari faaliyetler etkin biçimde sürdürüleceğinden, Türkiye’de istihbarata karşı koyma birimleri bu konuda hazırlıklı olmalıdır.

5)      THY personelinin istihdamı etkin güvenlik tahkikatlarıyla gerçekleştirilmeli, güvenlik soruşturmaları periyodik aralıklarla tekrarlanmalı, personel eğitimlerinde gizliliğin personelce uygulanabilmesi ilkesi eğitmenler tarafından etkin olarak benimsetilmelidir.

6)      THY içerisindeki, kurum itibarını provoke edici gruplar, kurumdan süratle uzaklaştırılmalıdır.

7)      Malezya hava yollarına ait uçağın olumsuz akıbetinin, Kuala Lumpur’da kurulan temsili mahkemeye rövanşist bir tutum içerisinde uluslararası bir gücün devreye girmesiyle Malezya hükümetine cevap niteliği taşıdığı teorisi unutulmadan, ülke hava yollarının her daim rakip ülkelerin hedefinde bulunacağı, hava yolları faaliyetlerinin ülkelerin itibarına olumlu ya da olumsuz minvalde etkide bulunacağı unutulmamalıdır.



[1] Tarihçe, http://www.turkishairlines.com/tr-tr/kurumsal/tarihce
[2] Ergün Diler, Tarihe 3 Not, http://www.takvim.com.tr/yazarlar/ergundiler/2015/03/31/tarihe-3-not
[3] Kaşif Kozinoğlu, Kaşif Kozinoğlu’nun Mezara Götürmediği Sırlar, Kaynak Yayınları, 2012
[4] Diler, a.g.y.,
[5] Paralel Yapının THY’de Emelleri Var, http://www.aksam.com.tr/siyaset/paralel-yapinin-thyde-emelleri-var/haber-363048
[6] 239 Kişi Taşıyan Malezya Uçağı Kayboldu, http://www.hurriyet.com.tr/dunya/25964925.asp