İstihbarat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstihbarat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Haziran 2016 Cuma

ALMANYA PARLAMENTOSUNUN ERMENİ İDDİALARINI DESTEKLEYEN KARARINDAN SONRA AVRUPA'NIN GENEL VAZİYETİ NEDİR? VE TÜRKİYE'NİN STRATEJİK SEÇENEKLERİ NE OLMALIDIR?


Almanya Parlamentosunda Ermeni iddiaları ile alakalı tasarını 1 çekimser, 1 red oyuna karşılık diğer bütün parlamenterlerin onayıyla kabulü Türkiye'de büyük bir şok yarattı. Bu karardan sonra Berlin Büyükelçisi geri çekildi, karşı atak olarak Ayasofya'nın ibadete açılmasını talep eden sosyal medya kampanyaları oluşturuldu. Yüksek perdeden beyanatlar haklı bir kırgınlık ve kızgınlığı vurgulasada Almanya bağlamında Türkiye'nin uygulaması olumlu sonuçlar doğurabilecek stratejik hesaplarını incelemek yerinde olacaktır.
Evvela Avrupa Birliği denilen mekanizmasının iktisadi bir teşekkülle filizlendiği ve bunun daha sonrasında çok boyutlu siyasi ve sosyal yapıya evrilmesi suretiyle hayata geçtiği unutulmamalıdır. Yani kuruluşunda ve hali hazırda güç dengesi olarak müstakil bir birliği yaşatmak isteyen yöneticiler bulunsada Avrupa Birliğinin tamamen otonom ve bağımsız olduğunu savunmak güçtür. Küresel para savaşları ve küresel hegemonya savaşları gibi kavramlar süper güç Abd ve karşıtlarını tanımlamaktadır. Buna göre küresel para savaşları ibaresinde doların karşısına bir birim, küresel hegemonik savaşta ise Abd'nin karşısına bir güç konulmak ve bu yönde bir tanımlama yapmak gereklidir. Buna göre doların alternatifi Euro, Abd'nin rakibi ise Ab olabilmiş midir? Avrupa Birliğinin lokomotifi Almanya'da yabancı üslerde 40 bin Birleşik Devletler askeri personeli bulunmaktadır. Bu bile Almanya'nın aslında ne denli bir kuşatma altında olduğunun göstergesidir. Yalta'da Stalin'e ''Amca'' diye hitap eden Roosvelt'ten itibaren sistem deşifre edilirse Soğuk Savaşın bir senaryo olması muhtemeldir. Buna göre bu senaryonun bir ayağıda Avrupa Birliği olabilir. Sistemi kuranlar ve kurgulayanlar bugün ortadan kaldırmaya ya da yeniden tasarlamaya niyetliyseler bunu bilmeli ve bu yönde hareket edilmelidir. Rusya'ya yaptırımları eleştiren Fransız şirket Total Ceo'sunun Rusya'da garip bir uçak kazasında öldürülmesinden beri Avrupa Birliği tam manasıyla krizi yaşamaya başladı. Caharlie Hebdo saldırısı ile saldırıyı izleyen günlerde İsviçre kronunun Euro karşısında yüzde 40 değer kazanması ve Euro bölgesinde 2 milyon insanın işsiz kalması yaklaşan felaketin habercisiydi. İktisadi bir birlikle doğan yapı, artık iktisadi savaşla vuruluyor ve dağılma süreci başlamış oluyordu. Yeni Papa seçilmeden evvel Papalık için adı geçen Ganalı siyahi Peter Turkson'un mülteciler meselesinde Avrupa'yı kınaması aslında Abd tezleriyle örtüşen bir programdı. Avrupa'nın en önemli ülkesi Fransa üzerinden oynanan oyunlar bunlarla elbette bitmedi. Fransa'ya Avrupa'nın hasta adamı lakabını takan spekülatör George Soros'un talimatıyla Franasız CGT sendikasını harekete geçiren Phillippe Martinez, aynı zamanda Avrupa'yı sarstı. Öyle ki gösteriler ve olaylar sırasındaki müdahaleler Avrupa Basınında ağır sansüre uğradı. Önümüzdeki günlerde Fransa'nın Afrika sömürgelerini ve bu sömürgelerden kazandığı yıllık 300 milyar Euro'yu kaybetme sorunu gündeme gelecek. Tabi bütün bunlar yaşanırken, Fiat'ı alarak dünya otomotiv devi olmak isterken Wolswagen üzerinden kulağı çekilen Almanya'da karışmaya devam edecektir. Öyle ki İngiltere'nin, Türkiye ancak 3000 yılında Ab üyesi olur beyanatı ve Alman parlamentosu oylaması ancak dağılmakta olan bir yapının Türkiye üzerinden birtakım odaklara açılmak istenmesinden başka bir şey değildir. Bu kısa kompozisyondan sonra Türkiye hangi stratejileri izleyebilir? ve hangi hususlarda zayıf yanları mevcuttur gibi önerilere değinelim;

1) Avrupa Birliği'nin zayıflaması ve dağılma süreci, Türkiye Avrupa ile ilişkilerini kesmelidir olarak yorumlanamaz. Türkiye Kafkasya, Orta Asya ve Orta Doğu ülkesi olduğu kadar aynı zamanda Avrupa'nın bir parçasıdır ve böylede kalacaktır.

2) Avrupa Birliği hususunda şu anda Abd tezlerine yakın duran bir Türkiye vardır. Vize serbestisi söz konusu olsa bile bu mekanizmasının etkisizleşen etkinliği karşısında güvenlik politikalarından vaz geçmemiş ve mülteciler hususunda Abd tezlerine yakın olmuştur.

3)Türkiye'deki terör faaliyetleri ve bir takım tutuklamalara Avrupalı yöneticilerin müdahili son etki kalelerini kaybetmeme isteğini göstermektedir. Pyd logolu üniformalı Abd askerini dünyaya servis eden Fransa iken, Can Dündar'a yabancı Büyükelçi desteğinin fotoğrafını dünya kamuoyu ile paylaşan İngiliz Büyükelçisi idi. Avrupalı güçler, birtakım lobilere karşı ısrarla Türkiye ve Ortadoğu'da varlığını sürdürmek istemektedirler.

4) Alman parlamentosunun aniden bir tasarıyı oylaması ve kabulü yukarıdaki maddeleri desteklemektedir.

5) Bu tasarıya karşı Ayasofya'nın ibadete açılması gibi bir önerme stratejik açıdan fevkalade yanlıştır. Bunun  nedenleri;
a) Avrupa'da ateizm yükseliyorsa bu karar Avrupa gençliğini ne oranda etkileyebilir?
b) Bu kararın manevi bir etkisinden başka ne gibi bir somut müeyyidesi mevcut olacaktır?
c) Doğu Roma İmparatorluğu Ortodokstur. İstanbul'un fethinden evvel kendi ritüllerine göre gerçekleştirdikleri ayin Vatikan'dan temel kopuş noktası olmuştur. Hal böyleyken bu karar Protestan Almanya ve Abd'den evvel Ortodoks Rusya ile gerilen ilişkileri daha da beter bir mahiyete sevk etmez mi?
d) Bir anda başlayan bu sosyal medya kampanyası asla bir devlet stratejisi olamaz, olmamalıdır.

6) Türkiye'nin yumuşak güç unsurlarının ne denli zayıf olduğu, Dünya'nın her yerinde bir Türk var ifadesinin aslında karşılıksızlığını, sayısal bir değerden ziyade niteliğe ve lobiye olan ihtiyacı ortaya çıkartmıştır. Avrupa'daki Küçük Türkiye Almanya'da bile ezici bir çoğunlukla alınan karar Türklerin lobi çalışmalarında başarısızlığını birkez daha göstermiştir.

7) İttifaklığı savunduğumuz ve yararlı gördüğümüz İsrail Lobileri ile ilişkiler devam ettirilmelidir fakat bu asli çözüm değildir. Türkiye ülkelerde kendi lobilerini var etmelidir. Bunun  için ise şirketlerinin değeri yükselmeli, Ar Ge faaliyetleri artmalı yani geliri artan bir ülke hüviyetine kavuşmalıdır. Böylelikle Lobilerine ayıracağı pay artacaktır. Lobinin en önemli kaynaklarından biri finans olanaklarıdır.

8) Almanya'da ki oylama parlamento binası üzerinde Pyd ve Ermenistan Bayraklı kişileri bir arada ittifak halinde görmemize yeniden olanak vermiştir. Türkiye aleyhtarlığında bütün lobiler, örgütler ittifak halinde olduğundan Türkiye İleri/İleriden Savunma stratejisine ağırlık vermeli, sınır güvenliğini sınırlarının çok ötesinden başlatma prensibini devlet aklı olarak benimsemelidir.

9) Alman kararına karşı aynı oranda karşılık vermek Karşılıklılık ilkesi gereğidir. Fakat burada Ülkenin konumu önemlidir. Yani Türkiye, Yahudi soykırımını gündeme getirse bu isabetli bir strateji olur ancak işlevselliği meçhuldür. Kendi çalıp kendi söyleyen deyimindeki gibi, Türkiye'nin alacağı kararın yankıları cılız olursa bu konuda istenen gerçekleşmemiş olur. Ayrıca tarihi olaylar parlamentolardan ziyade tarihçilerin ve resmi arşivlerin konusudur. Ambargo seçeneği ise yine etkinlikten uzaktır. Sembolik olarak sembolik bir mahkemeden Alman yöneticiler hakkında bir karar çıkartılabilir. Uygulama sembolik olduğu için etkisi zayıf olsa bile prestij sarsılmayacaktır.

10) Türkiye'nin dış poltitkasında yeni dönem açıklamasını yapmasından hemen sonra Avrupa'nın art niyetli adımları yalnız bir Türkiye tasavvuruna yöneliktir. Bu suretle Türkiye mutlaka Nükleer enerji çalışmalarını başlatmalıdır. Caydırma stratejisi bakımından önemlidir.

11) Yumuşak Güç, Lobi, İstihbarat, hususları yeniden tasarlanmalı mutlak surette Din Ekonomi, Din Siyaset ve Din Sosyoloji çalışmalarına başlanmalıdır.

Önümüzdeki günler daha pekçok tartışmaya sebebiyet verecektir. Küresel dünyanın seçkinleri ve Avrupalı seçkinler arasındaki çekişmede Türkiye yem olamamlıdır. Armageddon'a uygun olarak Rusya'nın artık Ortadoğu'nun bir parçası olduğu unutulmamalıdır. İttifaklar önemlidir fakat Ulusal Çıkarlar onunda ötesindedir. Bu bağlamda Hariciyecilerimiz, Devlet Adamlarımız, küresel figürlerimiz ve Ülkemizi zorlu bir süreç bekleyecektir.

Not1: Avrupa Şampiyonası Fransa'da yapılacak. Bu sürede Fransa'da terör olayları ve iç çatışmalar MUTLAKA yaşanacaktır.

Not2: Avrupa'da hem Müslüman hem Türk kökenli olduğu iddia edilen teröristler yem olarak kullanılacaktır.

Not3: Akdeniz Birliği gibi bir kavram sıkça işitilebilir.

Not4: Bugünki 200 devletli Dünya sisteminin bu yüzyıl sonunda 2000'e çıkması planlanmaktadır. Ortadoğu bölünürken bütün bir Avrupa hatta bütün bir Abd tahayyülü fazla ütopik olmaz mı?

5 Mayıs 2015 Salı

PRİVATE MİLİTARY COMPANY = ÖZEL ASKERİ ŞİRKETLER

Paralı asker kavramı Ortaçağ Avrupası'nın uzak olmadığı bir olgudur.  Krallıklar egemenliklerini asil seçilmişler olan aristokrasi ile paylaşırken, aristokratların ortak noktası üst rütbeli asker olmalarıdır. Rütbenin liyakat yerine kan bağı ile kazanıldığı toplumsal ortamda sıradan askerler ise soyluların soyluluk derecesine göre istihdam edilirdi. Burada derecesi büyük olan, daha fazla askere sahip olandı. Bu nedenle asker, Kral hatta Devletten evvel egemenliğini kabul ettiği asilzadeye bağlılık göstermekle mükellefti. Birkaç dalga halinde tekrarlanan Haçlı Seferlerinin belki de en temel başarısızlık sebebi kutsal emanetler uğruna fetih kardeşliği değil, altın, ganimet, şarap arzusuyla tutuşmalarıdır. Sosyal sebeplerden patlak veren Orta Sınıf isyanı olarak adlandırabileceğimiz Fransız İhtilali Liberalizm ile Ulusal duygularıda beraberinde getirdi. Zira o dönemde liberal demek Milliyetçi demekten başka birşey değildi. Milliyetçilik ortak değerlerin yoğurduğu bir Millete hizmet ediyorsa bu kavramın somut temsilciside ancak maneviyattan beslenecek olan Yurttaş Orduları olacaktı. Para değil mecburiyetin esas olduğu bu sistemin ilk meyvesi şaşırtıcı biçimde 1792 Valmey muharebesinde alındı. Fransızlar yeni ordularıyla İngilizleri mağlup ettiğinde yeni ordu model oldu. Zaten Napolyon'un vereceği son şekil ile yazılı kaidelere bağlanan askerlik sistemi artık gözdeydi. O tarihte doğaldır ki Devletin en büyük geliri fütuhattır. İşgal, yeni vergisel gelirleri ve çeşitli zenginlikleri içerdiğinden savaş meydanı azami derecede mühimdir. Ordunun çokluğu ile övünmek parolası gayet doğaldır. Sanayileşme döneminde kalabalık ordu ne kadar mühimse 20.yüzyılda da aynı ehemmiyettedir. Çünkü cihan harpleri cephe ve gerisinde talimli ve kalabalık asker grupları bulundurmayı gerektirir. İkinci Cihan harbinden sonra silahlanmanın ve askerin önemi azalmaz. Ordular modern toplumun gereğine uygun olarak eskinin temel sınıfı olmaktan çıkarak sivil idarenin hakimiyetini kabul etmiştir fakat güvenlik politikalarında sivillerle mutabakat hususunda rakipsizdirler. Ne Polis ne İstihbaratçı ne başka bir Odak, Asker ve Askeri İstihbaratçı kadar önemli ve muhattap kabul edilir olamaz. Silah üreticileri sivil firmalar, lojistik ve tedarik hizmetlerinden memnundurlar ve muharebe sahalarında aktif güç olarak yer alabilmek gibi bir çabaları bulunmaz. İngiltere Ordusuna yardımcı, özellikle Ortadoğu ve Afrikada özel askeri gruplar görülsede 1960'lardan itibaren Amerikan menşeili şirketler özellikle Orta Amerika'da faaliyet göstermeye başlar. Fakat nicelik ve nitelik olarak bu şirketler çok cılızdır henüz önemleri kavranamamıştır. Özel Askeri şirketlerin güvenlik politikalarında temel aktörlerden bir tanesi haline gelmesi özellikle 1990lı yıllardır. Bu durumun gerekçeleri şu şekilde sıralanabilir; 

1) 1970lerde başlayan Neoliberal dalga Latin Amerika'dan Avrupa'ya pekçok yere yayıldı. 1989 Berlin Duvarının yıkılması ve kısa bir süre sonra Sovyetler Birliğinin dağılmasıyla tek hakim kalan Kapitalizm iyiden iyiye kendini gösterdi. Özelleştirme Devletin küçülmesiydi ve Devlet, Güvenlik dahil çoğu alandan kısmen çekiliyordu. 

2) Kitlesel mukabele süreci yoğun askeri çabayı gerektirsede , yumuşama ve akabinde dağılma ile tek kutuplu dünya düzenine geçilmişti. Böylelikle 6 milyon asker işsiz kaldı. Abd ordusunun mevcudu iki milyon yüz binden, bir milyon dört yüz bine indi. Tek uğraşları askerlik olan askeri personelden hiç değilse başarılı olanlar kendi alanlarında bir şekilde istihdam edilmeliydi. 

3) Teknolojik gereçlerde ilerlemelerde büyük ordular dönemini kapatmıştı. Yeni dönemin yeni savaş konseptine uygun küçük fakat düşük yoğunlu harpte uzmanlaşmış birlikler tesis ediliyordu. Asimetrik savaş tam da Özel Şirketlere uygundu. 

1994 Ruanda soykırımı yaşanırken dünyanın bu faciaya müdahalede isteksiz tavrı Özel Ordulara duyulan önemi artırıyordu. 1996 yılında Siera Leonede yaşanan iç savaş ülkede seçim yapılmasını engelledi. Kanlı savaşta her gün onlarca kişi hayatını kaybetti. Siera Leone elmas madenleri sebebiyle komşusu Nijerya ise petrol rezervleri için mühim ülkelerdi. Bu coğrafyadaki istikrarsızlık zengin kaynaklarına sebebiyet verebilirdi. Siera Leone'ye müdahale önemli bir durumdu ve bunu Dünya Jandarması Abd yapabilirdi. Fakat Abd'de çoğu kişinin yerini bile bilemediği Siera Leone'ye asker gönderebilmek için öncelikle Kongre ondan da önemlisi iç kamuoyu ikna edilmeliydi ve bu açıkçası mümkün değildi. İşte Özel Askeri Şirketler bu durumlarda devreye girerler. Çünkü bu kuruluşlar şirkettirler ve talebi olan devlet ne zaman kendilerine sözleşme teklif ederse görevleri başlamaktadır. Anayasa, Kongre, Mahkemeler gibi kavramlar Askeri şirketler için geçerli olmadığından özellikle devlet mekanizması yerle bir olmuş Ülkelerin en çok tercih ettikleri "kurtarıcılardır" .
Nitekim Exotv Outcomes, Siera Leonede 36 Milyon dolar karşılığında, Birleşik Devrimci Cephe'nin ana karargahını tahrip ettiği gibi ülkede seçimlerin düzenlenmesine zemin hazırlayarak kendisinden istenileni yerine getirmiştir. Görevli diğer şirket CIC ise Siera Leone'de ki Nijerya birliklerinin ülkelerine dönmeleri için gerekli tedbirleri alarak hadiselerin Nijerya'ya sıçrama ihtimalini ortadan kaldırmıştır. Siera Leone örneğinde olduğu gibi bu şirketler özellikle Irak ve Afganistan'da Ulus inşaası projesinin temel argümanlarıdır. Suudi Arabistan, Hırvatistan, Kosova, Bosna Hersek gibi ülkeler ÖAŞ'lerden en çok istifade etmiş olanlardır.  Bu şirketler tabiki yalnızca sahada yardımcı birlikler veya harp elemanları olarak görev yapmazlar. Lojistik, bakım ve onarım, psikolojik destek, askeri üslerin bakımı, siber savunma siber güvenlik hizmetlerinin kurulumu yönetimi eğitimi, askeri ve polisi modernizasyon, silahların kullanılması, uçuş liderlik yöneticilik emir komuta dersleri, istihbarat ve istihbarat yönetimi, istihbarat modernizasyonu, mayın temizleme, sabotaj pusu sorgulama teknikleri eğitimleri, psikolojik harp ve eğitimleri, askeri personel sağlık hizmetleri, uydu radar füze gibi son teknoloji cihazların üretim faaliyetlerinin yönetilmesi ve yönlendirilmesi eğitimleri, diplomasi gibi pek çok alanda hizmet verebilmektedirler. ÖAŞ'ler ile alakalı sınıflandırmalar olmakla beraber bu alanda çalışmalarıyla ünlü Peter Singer bu şirketleri; 
Harp hizmeti veren ÖAŞ'ler
Askeri Danışmanlık şirketleri
Askeri destek şirketleri olarak tasnif eder. Tabi bu sıralamada ilk dikkat çeken Özel Güvenliğin dahil edilmemesidir. Zira bazı tasniflerde Özel Güvenlikte yer alabilir. Eğitimleri, görev sahaları ve görev içerikleriyle birlikte Özel Güvenliğin, ÖAŞ kapsamında değerlendirilmesi bizce de uygun değildir. Güvenlik firmaları genelde yerel mahiyetteyken silahlı olanları eğitimleri itibariyle şahıs ve bina korumasından mütevellittir. ÖAŞ'lerde koruma hizmeti verdiğinden Devletler genelde Özel Güvenlik firmalarıyla çalışmazlar. 
Tabi bütün bunların yanında ÖAŞ'lerin dezavantajlarıda mevcuttur. 

1) Sanılanın aksine dış kaynak kullanımı olan ÖAŞ'ler, maliyeti düşük değil bilhakis oldukça yüksektir. Irak'ta görev yapan bir ÖAŞ mensubunun maliyeti aylık en az 15.000 dolardır. Bu rakam aylık 45.000 dolara kadar çıkabilmektedir. 

2) ÖAŞ'lerin hukuki tanımlarının belirsiz olması pek çok gayrı meşru hadiseyi de beraberinde getirmiştir. 

3) ÖAŞ'ler neticede kâr odaklı müesseseler olduğundan kendilerini mevcut potansiyellerinden büyük lanse ederek müşterilerinin tercihlerini yanıltabilirler. 

4) Kaostan beslenen bu şirketlerin yegane unsuru düzensiz, istikrarsız, düşük yoğunluklu harbin yaşandığı coğrafyalardır. Bu sebeble küresel sermayenin isteği her daim kaotik ortamların yaratılmasıdır. Bu durum da küresel barış tezinin en sert muhalifidir. 

5) ÖAŞ'lerin işlevsel belirsizliği başka bir dezavantajdır. Bir hükümet ÖAŞ ile anlaşırken, hükümetin tehdid olarak tanımladığı paramiliter gruplarda ÖAŞ'leri kiralayanilir. Bu durumda ÖAŞ'ler personeli birbirleri ile mi çarpışacaktır? 


ÖAŞler çağımızın mühim realitesidir. Neoliberal politikaların hakimiyetini arttırması ve liberal anayasalı devletlerin kamuoyu baskısından çekinmeleri ÖAŞ'lere duyulacak ihtiyacı ilerleyen yıllarda daha da artıracaktır. 
Pekiyi, ÖAŞ'lerin Türkiye'de ki vaziyeti ne durumdadır? Emekli Tuğgeneral Adnan Tanrıverdi'nin hayata geçirdiği SADAT, ilk özel savunma ve askeri danışmanlık şirketidir. Asker ve polislere eğitim hizmeti veren şirket dünyadaki muadilleri ile karşılaştırıldığında daha çok yol kat etmesi gerekmektedir. Zaten Türkiye bu tip oluşumlara henüz hazır değildir. ÖAŞ'ler herşeyden evvel işsiz gençlerin umudu eğreti bir yapı olamaz. Bünyesinde görev yapacaklar eski asker, polis ve koruma memurlarından seçilmelidir. Türkiye bünyesinde yaratılacak bu şirketlerin Batılı rakiplerine paralel imkanlar sunulması sağlanmalıdır. Türkiye'de faaliyete geçecek bu şirketler ekseriyetle Asya ve Ortadoğu coğrafyasında faaliyet gösterecektir. ÖAŞ'lerin varlığı aynı zamanda güvenlik toplumunun doğmasına sebebiyet verecektir. ÖAŞ'lerin kurulmasıyla personel fazlalığından şişen güvenlik bürokrasisi kadrolarındaki kişiler istediklerinde tercihlerini şirketlerden yana kullanabilecekler ilk başta makul olabilecek bu gelişme sonralarında kamu güvenlik kadroları ile Özel şirket kadrolarının birbirlerini çekememe, sürtüşme, teknik ve fiziki takip gibi uygulamalara sebebiyet verebilecek tehlikeli vaziyetlere yol açabilir. Bu sebeble fikren ve sosyal zemin olarak Ülkemizde belki on belki de on beş yıl kadar süreyle ÖAŞ'lerin faaliyetlerini görebileceğimiz olasılığı çokta mümkün görülmemektedir.