25 Ağustos 2017 Cuma

ABD EGEMENLİĞİNİN DÜNYA'DA SONU MU YAKLAŞIYOR? ABD'NİN SANCILARI VE ÇÖKÜŞ SENARYOLARI


Araştırma ve Dış Analiz Dosyası




İnsanlığın tabiatındaki yayılma güdüsü, topluluk halinde yaşanmaya başlanmasından itibaren komşu diyarları zapt haline dönüştü ve din tarım imparatorlukları zamanında yayılma uzak diyarlarıda kapsadı. Herşey sahip olunan imparatorluk dini ve kültürünü empoze etmeyle birlikte imparatorluklara tabiyeti meşru kılabilecek düzeni kurgulamak için verilen bir uğraşı içeriyordu. Yeni topraklar, yeni insan gücü, daha kalabalık ordular, yeni ürünler ve yeni zenginliğe kapı aralıyordu. Fakat yayılma arzusu insan tabiatındaki egoist sadizm ile de birleşince keskin bir sömürgecilik zihniyetini doğuruyor bu sebeple yayılılan topraklar vatan toprağından çok aşağı köleler diyarı zihniyetiyle yönetiliyordu. 1415 yılında Portekizlilerin Cebelitarık Boğazı'ndaki sömürgecilik faaliyetlerini İspanya takip etmiştir. İspanya İmparatorluğu 19. yüzyıla kadar bayraktarlığını yaptığı sömürgecilik faaliyetleri ile Amerika, Asya, Afrika ve Okyanusya'da ki sömürgeleriyle güneş batmayan imparatorluk ünvanını yaşatıyordu. Örneğin bugün Güney Amerika coğrafyasındaki ülkelerin ana dillerinin İspanyolca ve Portekizce olması, bu coğrafyadaki milletlerin ise Hırıstiyanlık dininin katoliklik mezhebine dahil olmaları sömürgecilik faaliyetlerinin ürünleriydi.
Altın Tanrı ve Şeref olarak nitelendirilen İspanya İmparatorluğu ve Portekiz'in okyanuslara açılmaları coğrafi keşiflere olanak sağlamıştır. Coğrafi keşifler, Avrupa kıtasında zenginlik sağlamasının yanında yeni bir zihniyetin küresel sömürgeciliğinde avrupa imparatorlukları için esin kaynağı olmasını sağlamıştır. Zenginleşme ve saniyeleşme neticelerinde Hollanda, İngiltere ve Fransa'da bu yarışta yerlerini aldılar ve sömürge paylaşım savaşına dahil oldular. Fransa ağırlıklı olarak Afrika kıtasında kolonizasyon faaliyetleri yürütürken sınıfsal yapının ilk oluşmaya başladığı ülke İngiltere sanayileşmesini tamamladı, Hindistan ve Avustralya'yı da kapsayacak bir imparatorluk kurdu. Böylelikle güneş batmayan imparatorluğu İspanya'dan devir alındı. Ancak İngiliz İmparatorluğunun, imparatorluk zihniyeti çok öndeydi çünkü diplomasi ve istihbari çalışmalarıda kapsayacaktı. Birinci dünya savaşının neticesi imparatorlukların İngiliz modellemesi doğrultusunda mezhebi diktatörlükler ya da Fransız modeli etnik referanslı cumhuriyetler aralarında bölünmeleriydi. Ancak 1622'den itibaren Abd'ye göç etmeye başlayan ve Abd'nin kuruluşunda yer alan hırıstiyan mesihçi seçkinler, bu yeni ve büyük kıtada yeni bir yönetsel merkez kurmanın sonuna yaklaşmışlardı. İsrail'in kuruluş tartışmaları 1840'lı yıllarda Anglosakson yönelendirmeleri dahilindeyken 1900'lü yıllardan itibaren Filistin bölgesindeki arap yahudi çatışmaları İngiliz Sömürge Bakanlığını tedbirler almaya sevk etti ve araplarıda kızdırmayacak senaryolar üzerinde çalışıldı. Bu durum yahudilerin tepkisine yol açmakla sınırlı kalmadığı gibi paramiliter silahlı örgütler oluşturmak suretiyle İngiliz manda yönetimine karşı saldırılar düzenlemelerine yol açtı. 11 Mayıs 1942 yılında Biltmore Otel'de düzenlenen toplantıdan sonra Biltmore Programı olarak tasarlanan plan gereğince yahudiler herşeyi göze aldılar ve İngilizlere karşı King David oteli saldırısı gibi olaylara imza attılar. Yahudilerin Abd eksenli pozisyon belirlemeleriyle İkinci Dünya Savaşı'nın noktalanması aynı tarihlere denk geliyordu. Süreç içerisinde Truman Doktrini ve Marshall Planı Avrupa'nın yeniden yapılanmasının yanında artık emperyal sömürgeci gücün Abd tarafından deviralındığını gösterecekti. Soğuk Savaş dönemi muazzam Abd silahlanması ve propagandası ile Abd'nin hakimiyet tesisini güçlendirdiği gibi siyasi literatürde 1990'lardan sonra yer bulacak Yumuşak Güç ve Zorlayıcı Diplomasi tesisininde Abd öncelikli sağlanmasına yol açtı. Bosna ve Kosova krizlerinde Avrupa ne yapacağını düşünürken Abd hava müdahalesi, Abd'yi yalnızca kurtarıcı rolüne sokmuyor kriz düzenleyici konumada yükseltiyordu. 11 Eylül 2001 Abd ikiz kuleler saldırıları Abd'nin imajının sarsıldığı teorilerinin öne sürelmesine yol açtı. Ancak geliştirilen önleiyici vuruş doktrinleri sayesinde Abd, Soğuk Savaş yıllarında Kore üzerinden olduğu gibi artık Afganistan ve Irak üzerinden silahlanacak ve lobiler için önemli olan Ortadoğu'da başat pozisyonda yer bulacaktı. Yani dünya komiseri Abd imajı pekişecekti. Pentagon yönlendirmesindeki Abd sinemasının telkinleri, Abd kamu diplomasisi başarısı rüya ülke algısını her daim güçlendirmiştir. Dünya'da en çok askeri harcamalarda bulunan ve dünyaya yayılmış en fazla askeri üsse sahip olan Abd'nin son zamanlarda yaşadığı politik süreçler Abd hegemonyasının tartışılmasına yol açmıştır. Bir süre önce neticelenen Abd başkanlık seçimleri uzun zamandır hiç olmadığı kadar kutuplaşmış bir Abd meydana getirmiştir. Yaşanılanlar neticesinde Donald Trump'ın askeri nizamca desteklendiği anlaşılmaktadır. Çünkü ne zaman Pentagon ile ters düşen bir açıklamada bulunsa açıklamasını düzeltme ihtiyacı hissetmiştir. Nato'nun varlık sebebini sorguladığı açıklaması akabinde Pentagon'un Nato Avrupa tugayına ek tugay desteği stratejisini açıklamasıyla birlikte Trump'ın geri adım atması ve bu işlerden anlamadığı mealindeki beyanatı çok çarpıcı bir örnektir. Ancak Abd yaşanılanlar bununlada sınırlı kalmamıştır. Kuzey Kore krizi, Venezuela olayları, Irak'ın kuzeyindeki oluşumun belirsizliği, Suriye meselesi ile bölge ülkelerinin yakın koordinasyonu, Abd iç çatışmaları ve postmodern İpek Yolu projesinin bütün hızıyla ilerlemesi ve bu olayların aynı süreçlerde vuku bulmaları Abd'yi oldukça zora sokmuştur.

Guam Krizi: Kuzey Kore'nin Guam adası yakınlarında roket denemeleri plan ve söylemleri Abd tarafından çok sert karşılanmıştı. Kuzey Kore lideri bu kararı tehir ettiğini duyursa da halk meydanlarda gövde gösterilerinde bulundu. Askerlerle mitingler tertip edildi ve korkmuyoruz mesajları verildi. 3,5 milyon kişi ise askerlik için başvurarak Abd'ye meydan okuduklarının mesajını verdi. Ada'nın yüzde 30'u, ABD'nin Andersen Hava Kuvvetleri ve Deniz Kuvvetleri'ne ait üslere ev sahipliği yapmaktaydı bu sebeple stratejik öneme haizdi. Abd'nin resmi eyaleti konumunda bulunmasa bile yaklaşık 6 bin Abd'li askerin bulunması sebebiyle Abd konvansiyonel bir tehditle karşı karşıya kalmıştır.

Venezuela Olayları: Nicolas Maduro'nun devlet başkanı olmasıyla birlikte 2015 yılında yaşanan seçimlerde bazı şaibeler olduğu gerekçesiyle Yüksek Mahkeme 4 asayın milletvekilliğini engelleyen bir karar almıştı. 3 aday muhalif sağcılardanken, 1 aday ise hükümete aitti. Fakat muhalifler bu kararı tanımadılar ve yemin töreni düzenlediler. Bunun üzerine Venezuela Yüksek Mahkemesi, daha önceden aldıkları kararın uygulanıncaya kadar meclisin kararlarının geçersiz olacağını duyurdu. Maduro'nun çağrısıyla Yüksek Mahkeme diyalog çağrısında bulundu ve tartışılan hükümler iptal edildi. Fakat sağcı adaylar geri adım atmayacaklarını duyurmuşlardı. Bu bir anlamda psikolojik bir harpti ve artık muhalifler daha da şiddetlenecekti. Petrol fiyatlarındaki düşüşlerde Venezuela ekonomisini iyice sarstı. Sokaklarda çatışmalar yaşandı ve Maduro hedef gösterildi. Bütün bunlar yaşanırken Carabobo eyaletinde kendilerini 41.Tugay olarak tanıtan bir grup askeri kalkışma başlattı. Ordu komutanının desteklemediği bu ayaklanma kısa sürede bastırıldı ve darbeciler teşhir edildiler.



Venezuela karışıklığı sürerken Abd'den en üst seviyede Trump'tan bir açıklama gelerek askeri müdahale seçeneği dahil olmak üzere Venezuela'da ki olayların durdurulması için gerekli önlemlerin alınacağı duyuruldu. Maduro ve ekibine göre muhalif sağcıları destekleyen Abd yönetimiydi ve Venezuela bağımsızlık anlayışı hedef alınıyordu. Maduro bunları şu şekilde açıklamıştır:

"...Bu propagandalar sayesinde Venezuela’ya diz çöktürmek istiyorlar. ABD’nin öncülük ettiği emperyalist güçler karşısında boyun eğmeye zorluyorlar. Ben Trump göreve geldiğinde kendisine iki ülke arasındaki büyük farklılıkların bilincinde olarak Bolivar Devrimine yakışır bir şekilde devrim değerlerine göre bir mesaj gönderdim. Bu mesajla iki ülke arasında kurulması gereken diyalog, iki ülke halkları arasında kurulacak barışı öne çıkartmak amacını taşıyordu. Biz bütün ülkelerle saygıya dayalı bir ilişki geliştirmek istiyoruz. Ancak bunun karşılığında demokratik Avrupa ve ABD bize dayatmalarda bulunmaktadır... Hükümetimizi kimseye vermeyeceğiz. 298 aday ile başkanlık yarışına gireceğiz. Bunların hepsi hükümet yanlısı değil hükümete muhalifler de var. Demokrasi için elbette karşıt, zıt adaylar olması gerektiğini düşünüyoruz. Bu demokrasiyi daha da geliştireceğiz. Gerilememiz mümkün değil.’

Açıkça diz çökmeyeceklerini belirtmekle birlikte teslim olmayız mesajı verilmişti. Venezuela yönetimini başlangıçta Meksika, Brezilya, Kolombiya, Arjantin kınamalarına rağmen Abd'nin askeri müdahalesi yönünde bir telkinde bulunmadılar. Bu durumda Abd'nin hevesini kırmıştır.


Barzani Referandumu: Irak'ın kuzeyinde 25 Eylül 2017'de yapılması düşünülen sembolik bir anlam taşıyan ancak ötesi için yönlendirici bir vazife görecek referandumu Abd desteklemekteydi. Çünkü bu açıklama Mesud Barzani'nin, Münih Konferansında, Abd Başkan Yardımcısı Mike Pence ile görüşmesinden sonra yapılmıştı. Fakat süreç içerisinde İran bu duruma karşı çıktığını belirtecekti. Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Muhammed Bakıri, Devrim Muhafızları Kara Kuvvetleri komutanlarının hazır bulunduğu bir toplantıda konuşmuş, Irak’ta referandum konusunun gündeme getirilmesinin bölgede yeni sorunların ortaya çıkması için bir başlangıç olacağını öne sürmüştü.
İranlı General, Bu asla Irak’ın komşuları tarafından kabul edilebilir değildir. Irak’ın bağımsızlık ve toprak bütünlüğünün korunması ülkedeki tüm mezhep ve etnik grupların yararıdır" demişti. Konuşmanın özellikle Devrim Muhafızlarının da olduğu toplantıda gerçekleştirilmesi önemlidir. Çünkü Devrim muhafızlarına bağlı Kudüs Gücü, İran'ın dış operasyon birimini oluşturmaktaydı.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'da iç ve dış kamuoyuyla gerçekleştirilmesi düşünülen referandumu doğru bulmadığını açıklamıştı. Neticede Barzani geri adım atmadı ancak şu an için girişiminin Abd nezdinde olsa bile sembolik kalacağı sonucuna vakıf oldu. Artık bundan sonra Irak merkezi yönetimiyle petrol payı pazarlığında bulunacaktı.


Suriye ve Bölge Ülkelerinin Koordinasyonu: 2011 yılının Mart ayında Suriye olayları patlak verdiğinde bir iç savaşa dönüştü ve Türkiye bu andan itibaren Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad'ın indirilmesine taraf oldu. Abd, Katar ve Suudi Arabistan ile beraber eğit donat programı çerçevesinde yılda ortalama 5400 muhalif Türkiye nezdinde eğitime tabi tutulacaktı. Fakat ilerleyen süreçte bu oran sağlanamadığı gibi muhaliflerin ve Sultan Murat tugaylarının kendi iç çatışmaları başladı. Silah bırakanlar olduğu gibi rejim saflarına katılanlarda oldu. Türkiye'de yaşanan 15 Temmuz 2016 askeri kalkışmasında Abd'li generallerin tutuklanan generaller lehine beyanatları ve bazı Abd'li istihbaratçıların kalkışma gecesi Türkiye'de bulunmaları, bunun yanında Abd'nin Suriye'nin kuzeyindeki yapıya bin tırlık ağır silah sevkiyatı ve yetmiş bin kişilik ordulaşma sürecinin başlatılması Türkiye'yi de zorunlu olarak Abd'yi sorgulamaya İran ve Rusya ile yakınlaştırmaya başlattı. İran genelkurmay başkanı 1979'dan sonra ilk kez bir dış ülkeye Türkiye'ye ziyarette bulunduğu gibi bu ziyareti Rusya genelkurmay başkanının ziyareti izledi. Türkiye, Suriye olaylarında Abd ile yer aldığı şahıs bazlı konumundan bölge ülkeleriyle dialoğa açık ve anlaşmalı Suriye operasyonu planlarına geçiş yaptı ve Afrin İblid harekatları hususunda anlaşıldı. Türkiye hava savunma sistemini güçlendirmek için Rusya yapımı S400 füzeleri konusunda da Rusya ile anlaşma sağlayarak, ciddi manada bir Nato konseptini sarsmış oldu. Çünkü satın alınacak olanlar teknoloji değildi, Türk hava savunma sahasına Rusya'da dahil olmaya başlıyordu.

Abd İç Çatışmaları: Amerikan İç Savaşı sırasında Konfederasyon ordusunun komutanı olan General Robert E. Lee'nin Charlottesville'deki heykelinin kaldırılması planına karşı şehirde toplanan Nazistlerle karşıtlar arasında yaşanılan çatışmalar neticesinde bölgede Ohal ilan edilmişti. ABD Başkanı Donald Trump’ın ülkede yaşanan şiddet olaylarından ‘iki tarafı’ da sorumlu tutan açıklamalarına tepkiler olmuş ABD’li dört kuvvet komutanı da neo-Naziler, Ku Klux Klan ve beyazların üstünlüğünü savunan ırkçı grupları kınayan açıklamalar yapmışlardı. İlk açıklamayı sıcağı sıcağına cumartesi günü yapan Donanma Komutanı Oramiral John Richardson, “Charlottesville’deki olaylar kabul edilemez ve hoşgörü gösterilmemeli. ABD Donanması hoşgörüsüzlüğe ve nefrete daima karşıdır” ifadesini kullandı. Bunun ardından Deniz Piyadeleri Komutanı Orgeneral Robert B. Neller dün paylaştığı mesajda, “ABD Deniz Piyadeleri’nde ırkçı nefret ya da aşırıcılığa yer yok. Çekirdek değerlerimiz olan onur, cesaret ve fedakarlık, deniz piyadelerinin yaşam ve davranış biçimini şekillendiriyor” diye yazdı. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Mark Milley de dün yaptığı açıklamada, “Kara Kuvvetleri, rütbelerimizde ırkçılığa, aşırıcılığa ya da nefrete müsamaha göstermez. Bu, değerlerimize ve 1775’ten beri savunduğumuz her şeye aykırıdır” dedi. Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Dave Goldfein de, “Çalışma arkadaşım kuvvet komutanlarının yanındayım, biz birlikte olduğumuzda her zaman daha güçlüyüzdür, bizi havacı yapan budur. Doğruluk, görev ve mükemmellik” ifadesini kullandı. Çünkü etnik kıpırdanmalar Abd için bir ulusal güvenlik problemiydi. Abd göç edenlerce kurulmuş, uluslaşma sürecini yaşayan bir devletti. İkinci dünya savaşı nasılki naziler üzerinden çıkartıldıysa, Abd'de ki nazist ruhun ve öfkenin dünya savaşı olmasa bile kapsamlı bir Abd iç savaşı çıkartabilmesi muhtemeldi.


Abd Siyasi İstikrarsızlığı: Donald Trump başkan seçildikten sonra ekibini belirlemişti. Fakat kısa süre sonra birbir görevden almalar ya da istifalar yaşanacaktı. Ulusal Güvenlik danışmanı Michael Flynn Rusya ile görüştüğü gerekçesiyle istifa etmişti. İletişim direktörü Mike Dubge ve Reince Priebus'ta zaman içerisinde istifalarını sundular. Abd iç çatışmaları sebebiyle Steve Bannon'da görevden alınmıştı. Bannon da, Trump ekibindekilerin çoğunluğu gibi asker kökenliydi. Sağ beyaz milliyetçiliği temsil ettiği bilinmekle birlikte, ırkçı olmayan ve milliyetçiliği kürselcilere karşı ülke savunması olarak tanımlayan bir kişinin görevden alınması zannedildiği gibi küreselcilerin zaferi değildi. Çünkü Bannon, Afganistan ve Irak gibi ülkelerde ulus inşaalarına karşıyken, Kore ve Venezuela'ya karşı askeri müdahaleye karşıydı. Bunu The American Prospect dergisine verdiği beyanattada açıklamıştı. Milliyetçilik tanımı ekonomi temelliydi ve Pentagon eskisinden daha çok askeri güce önem veriyordu. Bu durum Pentagon'un zamanı olmadığını, ekonomik temelli projelerden çok silahı ve paramiliter eylemleri kullanmak istediğini göstermektedir. Bu durumda, Trump ekibinden istifa etmemiş ya da görevden alınmamış olmakla birlikte önemli siyasi mevki olan başkan yardımcılığı pozisyonunu koruyan Mike Pence'nin önü açılmış oluyordu. Pence evanjelis olmakla birlikte ortadoğu askeri müdahaleleri için uyumlu bir adaydı. Trump ile Pence arasında güç mücadelesi yaşanırsa Abd siyaseti bundan büyük yara alacaktı.

Abd Ordu Sorunu: Her ülkenin her kurumunda çeşitli yabancı gizli servislere ve ülkelere çalışan personeller bulunmaktadır. Abd'de görevli generallerden bazılarının İngiltere ile yakın olabileceği istihbarat raporlarına yansımaktaydı. Abd ordusu içerisindeki iç çekişme Abd donanma kazaları ile kendisini aleni göstermiştir. Abd donanmasına ait bir savaş gemisi Japonya'da bir yük gemisiyle çarpışmasından sonra yine Abd donanmasına ait başka bir gemi bu kazadan yalnızca dört gün sonra Singapur açıklarında başka bir tankerle çarpışmıştı. Abd yönünü Çin'e çevirdiğinde ya annesi İsviçreli bir aileye mensup bir diktatörün füze tehdidiyle karşılaşıyor, ya iç çatışma yaşıyor ya da göz bebeği olan donanma komutanlığına ait savaş gemilerinin kazalarıyla sonuçlanan akıbetlere maruz kalıyordu.


İpek Yolu Projesine Müdahale Edememek: 8 trilyon dolar alt yapı yatırımıyla birlikte 21 trilyon dolarlık bir proje olan ve Çin merkezli üretilen ürünlerin kara yolları ve demir yollarıyla; lojistik kent ve mega kentler aracılığıyla Londra'ya kadar iletilmesini kapsamaktadır. Yalnızca ekonomik olmamakla birlikte, bilinç değişimi ve insan fıtratına müdahaleyi içeren küresel projeye karşı Abd'nin geçerli bir yapıyı organize edemediği görülmektedir. Imf, on sene içerisinde Çin'e taşınabileceğini açıkladığı gibi batılı her kurum mikro vaziyette Çin merkezli olarak kopyalanmaya başlamıştır. Çin üzerinden küresel bir projeyi uygulamayı koymak isteyenler, Çin her ne kadar Adriyatik'te ilk deniz tatbikatını da gerçekleştirmiş olsa kara yolları ve liman kentlerine önem vermektedirler.
Irak'lı şii lider Muktedir Sadr ise 11 sene sonra Suudi Arabistan'da ağırlandığı gibi Suudi yönetimi Hac sebebiyle Katar vatandaşlarına zorluk çıkartmayacağını bildirmişti. Elbette bu hinterlandın Abd ekseninden koptuğunu söylemek mümkün değildir. Fakat siyaset boşluk kabul etmemektedir ve Abd imajı sarsılmaya başladıkça ülkeler başka politikalar geliştirme eğilimi göstermektedir.

Uzun yıllar sonra Abd belkide ilk defa aynı anda ve farklı sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Abd iç çatışmaları, başkanlık ekibinin adapte olamaması, Venezuela belirsizliği, Abd ordusundaki sızıntılar, Suriye meselesinde başka insiyatiflerin belirmesi, İpek Yolu projesinin şu an için alternatifsizliği, birtakım ortadoğu ülkelerinin görüşmelerde bulunmaları, Abd'nin bu denli sorunla ne şekilde başa çıkabileceğini Abd nezdinde düşündürmektedir. Pentagon yani silah gücü mutlaka ortdoğu coğrafyasında müdahalelerde bulunmak isteyecektir.

Abd iç ve dış çalkantıları yaşarken, Türkiye'de komşularıyla alakalı sorunlarda gerekli adımları Abd'ye rağmen atmalıdır. Şu an için Abd ancak bu girişimleri sözlü olarak kınayacaktır.
Abd güçlü bir orduya ve kültüre sahip ülkedir. Bu sebeple hiçbir odak için kolay lokma değildir. Ancak dünyada ki Abd egemenliği 1991'den bu yana ilk defa geniş çaplı zedelenmiştir. Bu durum devam ettiği takdirde Abd egemenliğinin son bulması kaçınılamaz. Her ülkenin kendi içerisinde savaş vardır ve geleceğin dünyasında parçalı ülkeler modeli görülebilecektir. Bu durumu çalışan teorisyenlerde Abd'nin enaz yedi parçaya ayrılabileceğini öngörmüşlerdir. Pentagon bu duruma silahı yettiği oranda direnecektir. Eyaletleri dahilinde olağanüstü hal uygulamaları ve askeri devriyeler sıradanlaşabilir. Abd donanma üstünlüğü ile Rusya ve Çin gibi ülkeleri deniz sahasına çekebilirse mutlak galiyebete ereceğini hesap etmektedir. Ancak onu bekleyen sürpriz evanjelis Pentagon işbirliği sınırının ahlaki boyutlarının hadsiz bir biçimde yükselmesiyle Abd iç insan hakları ihlalleri buna karşı ayaklanmalar ve gösteriler, ordu mensuplarının kendi aralarındaki bölünmeleri ve kurumların birbirleriyle çatışma ihtimali olacaktır.





15 Haziran 2017 Perşembe

HOLLYWOOD'UN YENİ DÜNYA DÜZENİ KOMPLOLARI VE TÜRKİYE






Devletlerin belirledikleri stratejilerde yalnızca askeri güce odaklanma, ordu ve silaha dayanma prensibi dönüşüm geçirdi ve yumuşak güç mekanizması adlı farklı bir kulvarı doğurdu. Günümüzde ise güç askeri ve yumuşak gücün dengelendiği Akıllı Güç biçiminde formatlandı. Ülkelerin sahip oldukları eğitim kurumları, turizm uygulamaları, medya endüstrisi, yayıncılık, misyonerlik ve postmodern misyonerlik, şirketler, ulusal ve uluslararası sivil toplum kuruluşları, enstitüler, düşünce kuruluşları, kamuoyunca bilinen bireyler gibi ögeler Zeki Güc'ün Yumuşak Güç alt kolundaki kategoriye dahil edilebilecek en bilindik ve geçerli faktörlerdir. Medya endüstrisinde önemli bir alana sahip olan film sektörü yalnızca zaman geçirme aracı değil algısal yönlendirme ve telkin işlevlerinide yüklenmiştir. Bunu ise en iyi başaranların başında Abd sinema endüstrisi daha bilindik adıyla Hollywood gelmektedir. 800 ile 1000 arası senelik filmin hazırlandığı muazzam büyüklükteki Abd sinemasında popüler ve uluslararası gösterimdeki filmlerde üç ana unsur mutlak surette işlenmektedir. Bunlardan birincisi büyük ve sarsılamaz bir devlet algısı ikincisi dini seramonilere atıf ve üçüncüsü ise Abd Savunma Bakanlığı Pentagondur.


Yeni Dünya Düzeni'nin bilindik veya dolaylı mesajlarını içeren özellikle bilimkurgu ve fantastik filmlerde Pentagon yalnızca ülkesine hizmet eden bir kurtarıcı olmasının ötesinde dünya ve dünya insanlığı için çalışan militer bir hayır kurumu işleviyle takdim edilmektedir. Filmleri izleyen seyircilerin yönlendirilmesi, Amerikan gücüne hayran bırakılma isteğinin yanında bir husus unutulmamalıdır. Abd merkezli batı film endüstrisinin yeni dönem bilimkurgu fantastik filmleri, hakim batı, üstün batı kavramını pek güzel ve eğlenceli biçimde işlemeyi ilke edinmiştir. Arzu ettikleri hayranlık hedef ülkelerdeki insanları aynı zamanda bu ülkelere ve özellikle Abd'ye karşı çaresiz boyun eğmesi gereken bir psikolojiye sevk etmektedir.


Binlerce filmden birbirlerine oldukça benzeyen konuyu işleyen, futirist bir bakıç açısıyla hazırlanmış ve nispeten yakın tarihli üç Amerikan filmini futurist siyaset stratejileri bakımından incelemeyi uygun gördük. Bu filmlerden birincisi yüksek bütçeli Batmen Ve Superman adlı yapıttır. Filmde kısa sürelide olsa mesih kavramı işlenmekte ve bir sahnesinde her dinde kurtarıcı mesih olduğu deklare edilmektedir. Superman adlı karakterin kimlik sorunsalı yaşadığı bütünde, kimileri tarafından ilah ilan edilen bu karakter bir mucit tarafından yok edilmek istenir. Ve filmin sonlarına doğru Pentagoncu mucidimiz ''Eğer Tanrı'yı insan yok edemiyorsa Şeytan yok eder'' repliğiyle insan yapımı dev bir şeytanı adeta ''yaratır'' ve kahramanı hedef gösterir. Konumuz açısından önemli olan hususda burada gizlidir. Savunma sektöründeki insanlar bilimsel çalışmalarla yeni canlılar var etmekte ve kendi literatürlerince yaratmakta böylelikle insanın en azından mucitçi insanın Tanrı'dan daha üst mertebede bulunacağını arzu ettiklerini ifşa etmektedir. Bu durum gerçek hayattaki bazı küreselci futuristlerin beklentileriyle oldukça uyumludur. Ray Kurzwill, Türkçe'ye de çevrilen İnsanlık 2.0 kitabında, Tanrı'nın yarattığı İnsanı 1.0 kendilerinin formatlamayı umduklarını ise 2.0 olarak işaret ederek küresel planların neyi hangi sınırsızlıkda amaçladığını uzunca anlatmıştır.


Konu edineceğimiz ikinci film ise Yenilmezler'dir. Abd'li bir grup kahraman insan yapımı yapay zeka Ultron ile mücadele edeceklerdir. Ultron bir yapay zeka olarak tasarlanır ve ilk faaliyet olarak zorunluluk olmamasına rağmen başka bir zekayı öldürür. Daha sonra kendisine beden arayacak, beden tasarlayacak, her defasında bedenini geliştirecek ve bir robot ordusu kurarak insanlığı tehdit decektir. Sürekli internete bağlı olarak bilgilerini geliştiren Ultron, süper kahramanlarla savaşırken bir yerde interneti kesilir ve ''İnternetimi kapattınız dünyamı kararttınız'' itirafını gerçekleştirir. Bu durum bugünün insanını tanımlayan bir özelliktir. Askeri bir çalışmanın ürünü olarak karşımıza çıkan Ultron sonunda zorda olsa yine Abd'li kahramanlar tarafından mağlup edilecektir.,


Belirtmek istediğimiz üçüncü film ise Pasifik Savaşları adlı yapıttır. Pasifik Okyanusuna açılan bir geçitten gelen birbirlerinden farklı yaratıklara karşı insan yapımı dev ve çok güçlü makine robotlar hayata geçirilmiştir. Pentagon uzmanları savaşı her dakika izlemekte ve bu yönde yönlendirmelerde bulunmaktadır. Filmde garip varlıkların saldırısına uğrayacak Hong Kong, Pentagon yapımı bu büyük robotlarca istila edilmeden kurtarılır. Bu yönüylede film farklı bir mesaj vermektedir. Çin, Hong Kong'u idari bölgesi ilan etmiştir. Filmde ise Hong Kong'u Çin değil Ancak Abd kurtarabilmiştir.






Bu üç filmin ortak özellikleri bulunmaktadır. Birincisi, üçünde de iyi ile kötü arasındaki bir savaştan, kıyımdan zayiattan neticesinde ise mesihi bir zaferden bahsedilmektedir. İkincisi, Pentagon, Abd ordusu başrolde yine dünyayı kurtaran zümreyi oluşturmaktadır. Üçüncüsü, insan yapımı zeka ve bedenler insanı farklı bir noktaya taşımaktadır. Dördüncüsü ise konu edilen bu iç filmde de uzay teması bir şekilde işlenmiştir.


Bilimin bugün geldiği noktada yapay zeka ve robot çalışamalarının bir hayli ilerlediği ortadadır. Buna göre daha şimdiden bu teknolojilerin insan yerine geçmesiyle birlikte işsiz kalacak insan sayısı ve yeni istihdam modelleri aranmaktadır. Ayrıca uzay çalışmalarıda hız kazanmıştır. Yeni Dünya Düzenine uygun yeni bir din inşası için uzay kaynaklı projeler devreye sokulmakta üç boyutlu sanal Mesih, yeni bir gezegen, İnsanlığa ait olduğu iddia edilen yeni kayıtların açıklanması gibi projelerle insanlığa ait sosyal ve dini bütün birikimlerin adeta yeniden tasarlanması amaçlanmaktadır. Bu sebeple Yeni İpek Yolu adlı 21 trilyon dolarlık proje için çalışmalar başlatılmıştır. Üretimin Çin'den başlatılarak mamüllerin demiryolu ve limanlarla dünyaya servis edilmeleri tasarlanmıştır. Limanların önemi yüksek olduğundan Yunanistan küresel sermaye tarafından borçlandırılarak Pire Limanına el koyulmuştur. Küresel kredi derecelendirme kuruluşları, İzmir'in kredi notunuda AAA seviyesine çıkartarak bu yönde de maksat taşıdıklarını ifşa etmiş bulunmaktadırlar. Yeni Dünya'nın küresel projesi bu yönde yalnızca ekonomik temelli değil kültürel ve sosyal boyutlarıda olacak dünya devleti girişimlerinin bir örneğidir. Çalışamaya konu olarak işlenen filmlerde Yeni Dünya Düzeni'ne Abd perspektifinden vurgu yapan diplomasi vasıtalarıdır. Onlar Çin'i ve İpek Yolunu kabul etmemekle birlikte, Pentagon merkezli yönlendirilecek bir dünya tasavvurunu öne çıkarmaktadırlar. Hangi seçenek kabul edilirse edilsin, yakın bir gelecekte insanlığın çok değişik bir savaş vereceği, hayatını teknolojik gelişmelerle beraber kolaylaştırmanın yanında evrensel fıtratına müdahale edileceği gerçeğinin ne gibi neticeleri getirebileceği siyasi sosyal bilim çevreleri nezdinde daha yüksek tonlarda tartışılmaya başlanmıştır.


Oldukça stratejik kapsamlı bu gelişmeler yaşanırken Türkiye'nin yeni düzeni algılama ve hazırlanma projelerinin olmaması gibi bir durum büyük devlet potansiyeliyle bağdaştırılamaz. Bu sebeple milli güvenlik konsepti Kırmızı Kitap'ın bu gelişmeleride içerdiğini ummak zorundayız. Türkiye'de yeni düzenin kodlarınııklayan filmleri topyekün reddetme vaya basit bir hayranlıkla takip etme gibi kifayetsiz bir tutum içinde olunulmamalıdır. Türkiye'nin yumuşak güç vasıtalarından sinema sektörü oldukça zayıftır. Bir yılda çekilen film sayısı oldukça sınırlı olduğu gibi, tam manasıyla tarihinin zaferlerini yansıtan bir film bile tasarlayamamıştır. Bilimkurgu filmleri kategorisinde çalışmaları neredeyse bulunmamakla birlikte askeri konulu filmler yalnızca kısmi bir terör grubuna karşı verilen mücadeleleri konu edinirken, bölgesini hatta dünyayı kurtarabilen silahlı kuvvetler teması bugüne kadar hiç işlenememiştir. Sinema sektörünün ülke reklamı, olağan üstü maddi getiri gibi kazançlarının yanında düzen şifrelerini empoze, belirlenen hedefler doğrultusunda hedef kitleleri hazırlama, sosyal mühendislik ve kültürel telkin gibi kazançlarıda bulunmaktadır.


Yeni teknolojileri karşılayan bir Türkiye yerine evrensel birikime katkıda bulunan ve bu durumu sinema sektörüne işleyerek kamu diplomasisi faaliyetleri yürütecek Türkiye, Stratejik Güçlü Türkiye'nin önkoşullarındandır. Yalnızca sinema sektörünün propaganda malzemesi olarak kullanılması birşey ifade etmez. Bu durum kitlelerde bir hayranlık vesilesi olamaz. Türk dizilerinden bazıları latin ve arap coğrafyasına pazarlanmıştı ve iyi izlenme oranlarıda elde edebilmişti. Ancak bu kitlelerin hiçbirisinde örnek alınan Türkiye ve Türk Ordusu imajı pekişemedi. İzleyicilerin hayranlığı yalnızca aktör veya aktris seviyesinde kaldı.


Kaliteli filmlerin büyük devlet imajı verebilmesi yalnızca filmlerin içerikleriyle sınırlıda değildir. Bunun için o ülkenin ekonomik, askeri, bilimsel ilerlemesininde geçerli seviyede bulunması gerekir. Yeni Dünya Düzeni'nin Türkiye tarafından ne şekilde karşılanacağı ve bunun yansıtılma biçimi önemlidir. Yalnızca coğrafyada değil bütün dünyada bir değişim yaşanacak, robot teknolojileri, yapay zeka hatta uzay sırları İpek Yolu ve Ulusallaşma sürecindeki Abd arasında rekabete yol açacak ve daha ziyade Abd kurgulu sinema filmleri kamuoyu ile paylaşılacaktır. Türkiye'nin Silikon Vadisi benzeri bir yapılanmayı hayata geçirmesi tarihinin getirdiği birikimle bunu bir diplomasi aracı olarak işlemesi gerekmektedir. Ancak bunlar bir anlamda da zihniyet meselesidir. Türkiye'de dünyayı kurtaran ordu senaryosu filmlere işlense bile bunu ordunun askeri kesimine mi yoksa sivil kesime mi mâl edileceği neticenin yerli kamuoyunda tartışmalara sebebiyet vereceği br gerçektir. Pentagon konulu filmlerde filmin hakimi yani adeta patronu bir general mi yoksa kravatlı bir yetkili mi çoğu zaman belirsizdir, hiyerarşi kavramına vurgu yapılmadığından savunma sistemi bütüncül olarak ele alınmakta ve neticede Amerikan Bayrağı, Senatosu ve Başkent'e vurgu yapan ortak değerli bir bitişle noktalanmaktadır. 15 Temmuz'dan sonra asker sivil ilişkilerinin oldukça yara aldığı bir atmosferde bu ilişkilerin sorunsuz biçimde filmlere yansıtılması bile ayrı bir beceri dalı olacaktır.


Bu çalışmanın konusu yalnızca sosyal mühendislik amacına hizmet eden üç filmi incelemek değil aynı zamanda Yeni Dünya Düzeni'ni vurgulamak ve bunun büyük devletlerce ne şekilde kullanılabildiğini izah etmekti. Türkiye'nin bu projelere hazırlıklı olabilmesi yalnızca kurumsal gelişmelerinin değil toplumsal birikimlerininde olumlu minvalde seyredebilmesine bağlı olduğu unutulmamalıdır.